TERAPİLERİN EN RENKLİSİ KROMOTERABİ


 Herhangi bir hastalığın bedeninizdeki özel bir rengin eksikliğinden kaynaklandığını iddia etsek ne düşünürdünüz? Hatta bu dengesizliği düzeltmek için binlerce yıldır uygulanan bir terapi olduğunu söylesek? Modern tıp fizyolojik ve psikolojik sorunlara çözümler sunsa da bazı alternatif yollarla problemin kaynağına inip önlem almak mümkün. Bu yollardan biri Kromoterapi, yani Renk Terapisi…

Güneş giren eve doktor girmez derler. Esasen bu cümle bilimsel bir gerçeğe dayanır. Güneş ışınları yedi farklı renk içerir; mor, çivit mavisi (indigo), mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı. Farklı dalga boylarında oldukları için kendine özgü enerjiye sahip olan bu doğal renkler, sağlığın devam ettirilmesi ve hastalıkların iyileştirilmesi için oldukça yararlı.

İşte Kromoterapi, yani Renk Terapisi bunu başarıyor. Işık spektrumunun yedi renginin kullanıldığı bu teknik, bedenin enerji merkezlerini/çakralarını dengeleyip güçlendirerek, kişinin kendi şifa sürecini canlandırıyor. Bu nedenle Kromoterapi otoritesi olan Edwin Dwight Babbitt “Doğanın laboratuvarındaki başlıca tedavi edici ajan olan güneş ışığının tedbirli kullanımı hemen her hastalıkta tedavi işleminin parçası olabilir” der.

Kromoterapinin etkileri seneler boyunca araştırılmış ve başarılı sonuçlar elde edildiği gözlenmiş. Bugün dünyada binlerce uzman, farklı alanlarda renklerin iyileştirici etkilerinden yararlanarak tedavi süreçlerine yardımcı oluyorlar. Elbette bu yazıda “başınız ağrıyorsa çivit rengine bakın, başka tedaviye gerek yok” demiyoruz. Kromoterapi ana tedavi sürecine yardımcı olabilecek bir tamamlayıcı terapi. Üstelik hiçbir yan etkisi de yok. Ancak ciddi kronik ya da akut sağlık sorunlarında modern tıbba başvurmak gerekiyor.

Nedir bu Kromoterapi?

Kromoterapi, belli renklerin şifalı enerjileri harekete geçirdiği fikrinden hareketle, zihin ve bedeni tedavi edip denge sağlamak için gökkuşağının yedi rengini kullanıyor.

Farklı frekans ve dalga boylarındaki renkler tarafından üretilen titreşimler bünyedeki şifa niteliklerini telkin ediyor ve böylece rahatsızlıklara çare bulunuyor.

Peki bu sürecin nasıl işlediği konusuna girmeden önce bu terapinin tarihsel kökeninden kısaca bahsedelim.

Antik Mısır ve Çin’de de uygulanan Kromoterapi, kaynağını binlerce yıldır Hindistan’da uygulanan Ayurveda tıbbından alıyor. Ayurveda her bireyde evrenin beş temel elementinin bulunduğu fikrine dayanıyor: toprak, su, hava, ateş ve eter (boşluk). Bu elementlerin yoğunluğu kişinin karakteri ve yapısına etki ediyor. Sağlıksız yaşam alışkanlıkları ya da dış güçlerin etkisiyle bu elementlerin dengesi bozulduğunda hastalıklar ortaya çıkıyor.

Kromoterapi de bu dengenin yeniden kazanılması için ışık spektrumunda doğal olarak bulunan renkleri kullanıyor.

Her çakranın kendi rengi var

570081475 / 524373466 - Foto altı: “Çakra” Sanskritçede tekerlek anlamına geliyor. İnsanda bulunan enerji merkezleri girdap şeklinde dönen enerji alanlarından oluştuğu için bunlara da çakra ismi verilmiş.

Hepimiz enerjinin elektromanyetik dalgaları ile kuşanmış durumdayız. Bu enerji insan vücudunun belirli merkezlerinde bulunuyor. Kadim öğretilerde bunlara “çakra” noktaları deniyor.

Her çakranın özel bir rengi var. Kırmızıdan mora doğru giden bu yedi renk, farklı dalga boyları ve frekanslara sahip. Spektrumun en altında yer alan kırmızının dalga boyu yüksek ama frekansı düşük. En üstteki morun ise dalga boyu düşük ama frekansı yüksek.

Kromoterapi de çakralara özgü bu uyarıcı renklerden yararlanıyor.

Birinci nokta “kök çakra” olarak da bilinen omurilik çakrası. Burası kundalini enerjisinin merkezi olarak anılıyor. Kundalini enerjisi insanda uyku durumunda bulunan ve sınırsız potansiyele sahip bir enerji. Belirli frekanslar ile uyarılarak ortaya çıkarılıyor. Bu uyarıcı, kromoterapide kırmızı renk.

İkinci çakra ise “sakral çakra”. Genital bölgeye denk gelen bu nokta cinsel enerji ve yaratıcılığın merkezi. Uyarıcı rengi ise turuncu.

Sarı renkle uyarılan üçüncü çakra ise “solar pleksus”, yani “karın çakrası”. Bu bölge akıl ve gücün temel noktası olarak biliniyor.

Dördüncü çakra noktamız “kalp çakrası”. Burası sevgi, merhamet ve kabullenişin merkezi ve uyarıcı rengi yeşil.

İletişim ve kendini ifade etmenin merkezi olan beşinci çakra “boğaz çakrası” olarak anılıyor ve mavi renk ile uyarılıyor.

Ruhsal yapının merkezi olan altıncı çakra ise “üçüncü göz” olarak da tabir edilen “alın çakrası”. Algı, sezgisellik ve içgörü noktası olan bu çakranın rengi çivit mavisi.

Yedinci sırada ise aydınlanma ve ruhsal uyanış merkezi olan ve mor renk ile uyarılan “taç çakra” var. Varoluşu temsil eden bu çakra başımızın tepe noktasında bulunuyor.

Hangi rahatsızlıklara hangi renk?

Kök çakranın uyarıcısı olan kırmızı, psikolojik etkilerinin yanı sıra bazı fizyolojik rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılıyor. Demir eksikliğinden kaynaklanan kansızlık, yüksek tansiyon, iktidarsızlık, kabızlık, ishal, hemoroit, böbrek taşı, kolit, Raynaud Sendromu ve alt vücut (kalça, bacak ve ayak) ağrılarında kırmızı renk terapisi önemli bir rol oynuyor.

Sakral çakranın uyarıcı rengi turuncu ise göğüs, mide, safra, dalak, yumurtalık, prostatın yanı sıra kronik bronşit ve astım gibi solunum yolu rahatsızlıklarında kullanılıyor. Turuncuda kırmızıdan gelen sevgi ve sarıdan gelen bilgelik olduğu için depresyon, yalnızlık ve can sıkıntısına da iy geliyor.

Solar pleksus çakrasını uyaran sarı, genel olarak sinir sisteminin yenilenmesiyle alakalı bir renk. Bu nedenle felç tedavisinde oldukça yararlı olduğu söyleniyor. Ayrıca diyabet, hazımsızlık, böbrek, karaciğer, dalak, ülser, safra taşı, kabızlık, göz ve boğaz enfeksiyonları, deri hastalıkları, frengi, iktidarsızlık ve kilo kontrolünde etkili. Zekanın rengi olduğundan konsantrasyon gereken işlerde de yardımcınız olabilir.

Yeşil, kalp çakrasının uyarıcı rengi olduğundan özellikle kalp rahatsızlıkları ve kanserde oldukça etkili. Bağışıklık sistemi, kronik yorgunluk, alerjiler, meme kanseri, göz sağlığı, yüksek ateş, ülser, sıtma, soğuk algınlığı ve cinsel rahatsızlıkların tedavisinde faydalı. Ayrıca konunun uzmanları yeşil rengin mikrop öldürücü olduğunu, bu nedenle bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde başarıyla kullanıldığını belirtiyorlar. Hatta bir adım öteye gidelim: yeşil ister kronik ister akut olsun tüm hastalıklar için temel renk olduğundan, birçok rahatsızlık sadece bu renk ile temizlenebiliyor.

Mavi rengin boğaz çakrasının rengi olduğunu söylemiştik. Bu nedenle mavi; astım, bronşit, larenjit, guatr, üst sindirim yolu problemleri, ağız ülserleri, boğaz ağrısı, bademcik iltihabı, tiroit problemleri, anorexia nervosa ve işitme sorunlarında kullanılan bir renk. Ayrıca sakinleştirici etkisinden dolayı sinirleri de yatıştırıyor. Deniz manzarasına bakmanın gözleri nasıl dinlendirdiğini bilirsiniz. Bu etkisinden dolayı çarpıntı, yüksek kan basıncı ve uykusuzluk gibi problemlere de iyi geliyor. Sarılık tedavisinde mavi ışık kullanılmasının da kromoterapiye dayandığı ortada.

Alın çakrasının uyaranı olan çivit mavisinin etkilerini genel olarak baş bölgesindeki rahatsızlıklar üzerinde görüyoruz. Baş ağrısı, migren, görme bozuklukları, miyopi, glokom, katarakt ve sinüs problemleri, işitme kaybı ve uyku problemlerinde oldukça etkili bir renk. Doku ve organlardaki iç kanamayı durduran çivit mavisinin; kabızlık, birçok mide ve karın rahatsızlıkları, hepatit veya ince bağırsakların iltihabı ve deri rahatsızlıklarının tedavisinde de faydalı olduğu biliniyor.

En yüksek frekansa sahip olan ve çoğu insan tarafından kullanılamayan mor renk, taç çakranın rengi olduğundan beynimiz ile doğrudan bağlantısı var. Taç çakra en yoğun elektrokimyasal güce sahip olan, beynimizdeki epifiz bezini kontrol eden nokta. Bu nedenle uyarıcı renk mor; parkinson, depresyon, şizofreni, sara ve alzheimer gibi ciddi hastalıklar üzerinde etkili. Derin meditasyon için kullanılmasına şaşmamalı.

Kromoterapi nasıl uygulanıyor?

Kromoterapi için öncelikle terapötik, yani bireyin kendini tehdit altında hissetmediği ve kendini içtenlikle ifade edebildiği bir ortam gerekiyor.

Bu ortamın sağlandığı renk tedavileri, bedene değişik yollarla uygulanabiliyor.

Bunlardan bazıları renk ile meditasyon yapmak, güneş ışığına maruz bırakılan suyu içmek, çakraların her birinden özel renklerde nefes aldığını imgeleyerek renk solumak ve bedeni ışığın spesifik renklerine maruz bırakarak ışık banyosu yapmak.

Terapistler ihtiyaç duyulan rengi, kıyafet rengi olarak seçiyor. Örneğin depresyon hastaları enerji vermesi nedeniyle kırmızı ve turuncu giymeye yönlendiriliyor.

Sakinleştirici ve iyileştirici etkiler sağlamak için renkler çevresel olarak da uygulanabiliyor. Yaşam alanınızda duvarların, mobilyaların ve diğer eşyalar belirlenen renkte düzenlenebiliyor. Bu da renklerin olumlu etkilerine sürekli maruz kalmak demek.

"49. Titreşimsel Teknik" olarak bilinen bir yöntemde de renk frekansları, ses frekansları ile birlikte uygulanıyor. Renk spektrumu tarafından üretilen sessiz titreşimler, sesli karşıtlarına bir matematiksel formül ile tercüme ediliyor. Renkler ile birlikte aynı frekanstaki sesler de terapi seansına dahil edilip daha güçlü bir etki elde ediliyor.

479898202 / 160624757 Foto altı: Bazı kromoterapi uygulayıcıları, her gün giydiğimiz elbiseler, ev ve ofislerimizdeki eşyalar, hatta yediğimiz besinlerin renginden doğan enerjiyi çeşitli formlarda aldığımıza inanırlar.