BİR CERRAHTAN DAHA FAZLASI: KÜRŞAT ÇAĞIN


1993 yılında Gölcük’teki ilk göz muayenehanesiyle başlayan hayalini, İzmit’te ilk cerrahi tıp merkezini açarak sürdüren ve bugün Marmara Bölgesinin en başarılı göz hastanelerinden biri olan Çağın Göz Hastanesi’nin başhekimi ve kurucusu, aynı zamanda profesyonel denilebilecek bir müzisyen, teknoloji meraklısı ve bir sanat düşkünü…

Hayallerin Peşinde Bir Başarı Yolculuğu

Yıllardır Kocaelililerin gözüne o bakıyor, göz denilince akla ilk o geliyor: Kürşat Çağın… Gözden Dergisi okuyucuları için yaptığımız bu özel röportajla onu daha yakından tanıyoruz.

Öncelikle bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. İnsan vücudunun en önemli ve komplike organlarından biri üzerine ihtisas yaptınız. Bu seçimde bir rol modelin etkisi var mı? Ya da bir hikâyesi var mı bu seçimin?

Tıbbi eğitimimi sürdürürken, branşımın cerrahi bir alanda olmasını istemiştim. Göz de cerrahi branşlardan bir tanesi ve aynı zamanda çok estetik bir organ. Estetiğe ve güzel sanatlara meraklıyımdır. Dolayısıyla hem cerrahiyi hem de güzel sanatları birleştiren bir dal olması nedeniyle gözü seçtim. Bence göz hekimliği yapabilmek için kişinin sanatsal ve ince bir yönünün de olması gerekiyor. Çünkü organ çok ufak. Bu küçük organ üzerinde yaptığınız her işlem, her hareket çok nazik olmalı.

EDREMİT’TEN KOCAELİ’YE, BİR HAYALİN PEŞİNDE

Hayatınız Edremit’te başlamış. Sonra Kars, Ankara ve Konya’da bulunmuşsunuz. Bunların ardından da Kocaeli’nde yerleşmişsiniz. Yaşamınızı burada devam ettirmenizin sebebi nedir?

Benim o kadar fazla şehir değiştirmemin sebebi subay çocuğu olmamdan kaynaklanıyor. Memur bir babanın çocuğu olarak başladım hayata. Edremit’te dünyaya geldim, ilkokula Kars’ta başladım, Ankara’da devam ettim. Konya’da lise eğitimimi tamamladım. Üniversite için de Ankara’ya gittim. Birçok yer dolaştım bu şekilde. Kocaeli’ne gelme sebebim ise askerlikti. Gölcük Deniz Hastanesi’nde askerlik yaptım. Gölcük’te iken eşim Begüm Hanımla tanıştık. Gerçi o da İstanbul’daydı ama Gölcüklüydü. Burada küçük bir muayenehane açmıştım. Pek çok hastam oldu o yıllarda. Hastalarım beni sevdiler, ben de onları sevdim. Şehri ve özellikle doğasını da çok sevince burada kalmam gerektiğini düşündüm.

“BURADA BAMBAŞKA BİR KOLEKTİF ÇALIŞMA ARZUSU VAR”

Kocaeli’nin ilk göz merkezlerinden birini açtınız. Daha sonra bu göz merkezi alanında çok başarılı bir hastane haline geldi. Hem bir hekim hem de bir yatırımcı olarak sizi bu konuda harekete geçiren şey neydi? Bu süreçte ne gibi zorluklar yaşadınız?

Aslında bu yeni bir proje değildi. Bu ideal esasında oldukça eskilere dayanmakta. Benim göz merkezini açış tarihim 2003’tü ama böyle bir hastane kurma hayallerimin temelleri Gölcük’teyken atılmıştı. Hatta o zamanlar bu hayalin ışığında bir bina da yaptırdık. Ama tam taşınmak üzereyken ‘99 depremi oldu. ‘99 depreminde hem yeni yaptırdığım tıp merkezi hem de muayenehanem yıkıldı.

Ardından İzmit’e geldim ve İzmit’in ilk cerrahi tıp merkezini kurmaya karar verdim. Üç yıl önce de hastanemize taşındık.

Burada benden başka 7-8 hekim arkadaşım daha çalışıyor. Onlarla birlikte kolektif bir çalışma yürütme arzusu var. Bilimsel çalışmalar yapma arzusu var. Daha geniş kitlelere ulaşabilme arzusu da var ki aslında idealimin temelini oluşturan şey de hep bu olmuştur.

Peki Yahya Kaptan’ı lokasyon olarak seçmenizin nedeni nedir?

Şehrin yapısına bakıldığında İzmit’in gelişen ve gelişme imkânı bulunan yönü burası. İzmit’in Batı tarafı hâlihazırda dolu. Güneyi ve kuzeyi de aynı şekilde. O yüzden biz bu tarafı tercih ettik. 2003 yılında bu bölgede incelemeler yaptıktan sonra burasının doğru bir nokta olduğuna kanaat getirdim. Gerçi bu hastaneye 8-9 sene sonrasında taşındık ama 2003 yılından itibaren burada olacağımız belliydi.

Hastaneniz gerçekten de mimari açıdan göz dolduran bir yapıya sahip. Bu sizin sanata ve estetiğe olan düşkünlüğünüzün bir sonucu mu?

Belki de öyle bilemiyorum. Binadaki temel mimari prensibimiz projenin başlangıcından itibaren sade bir yapıda olmasıydı. Hem iç hem de dış mekânın ferah ve sade olmasını istiyorduk. Temel yaklaşımımız buydu. Mimarlarımız Uluç Gönül ve Erkan Karaca böyle güzel bir eser ortaya çıkarttılar. Eser onların, biz yalnızca isteklerimizi söyledik.

“BÖLGEDE TEKNİK DONANIM ANLAMINDA EN İYİ HASTANE OLDUĞUMUZU SÖYLEYEBİLİRİM”

Teknolojik altyapınız da mimarinize uygun bir biçimde mi organize edildi? Sizi öne çıkartan, sizi bu açıdan benzerlerinizden farklı kılan şeylerden bahseder misiniz?

Teknolojik donanım olarak gerçekten bölgedeki en gelişmiş göz hastanesiyiz diyebilirim. Tüm cihazlar anlamında söylüyorum bunu. Şahsen teknolojiyi çok seviyorum. Hayatım boyunca da teknolojiyi hep yakından takip ettim. Bu elbette mesleğime de yansıdı. Dolayısıyla teknoloji merakım burada da devam ediyor. Bu bölgedeki bir ilki gerçekleştirerek lazer cihazımızı 1996 yılında Gölcük’te iken aldık. Bir atasözü vardır alet işler, el övünür diye. İleri teknolojiyi kullanmak için ciddi eğitimler alıyoruz. Yani, ileri teknoloji, kaliteli ekipman ve bunları kullanmak için yeterli eğitim, işin sırrı bu!

“BURADA HERKES, GÖZÜN KENDİNE AYRILAN BÖLÜMÜNDE UZMAN OLARAK GÖREV YAPIYOR.”

Medikal kadronuzu hangi uzmanlık alanlarında geliştirdiniz farklılaşmak açısından?

Biliyorsunuz bu alanda profesyonel iş tanımı artık eskisi gibi değil. Göz Hastalıkları birçok alt dala sahip. Kişi, ‘Ben göz hekimiyim’ dediği zaman gözün birçok bölümü çıkıyor karşınıza. Gözün estetiği var, kataraktı var, gözü gözlükten kurtarmak için yapılan refraktif cerrahi var. Yine gözün retina tabakası, sinirleri gibi pek çok alt dal var. Tabii çocuk göz hastalıkları da dahil… Dolayısıyla biz diğer hekim arkadaşlarımla iş bölümleri yaptık. Örneğin bir arkadaşımız gözün retina bölümüyle ilgileniyor. Mesela ben gözün ön segmenti dediğimiz kısmıyla ilgiliyim. Dolayısıyla herkes kendi bölümüyle alakalı daha çok bilgiye sahip olmaya, daha çok araştırma yapmaya çalışıyor ve alanında kendini geliştirmeye çalışıyor.

Bu size bir dal hastanesi olmanızda da fayda sağlıyor olmalı.

“BİZİM İÇİN BİRİNCİ KRİTER DAİMA O İNSANLARIN DÜNYAYA BAKIŞ AÇILARI OLMUŞTUR.”

Doktorların yanı sıra burada birçok kişi daha görev yapıyor. Bu ekibi oluştururken, kişisel ve mesleki yeterlilikler açısından en çok nelere dikkat ediyorsunuz?

Ekibimizdeki arkadaşlarımızın çoğuyla ortak bir geçmişimiz var. Çok eski arkadaşlarım birkaç tanesi. Zaten hekim kadrosu olsun, diğer çalışanlar olsun bizim için birinci kriter daima o insanların dünyaya bakış açıları olmuştur. İşbirliğine açık olmaları, insanlara davranış modelleri bizim için çok önemli. Zaten hekimlik çok farklı bir meslek. Hekimin insanlarla uyumu iyi olmalı, insanları sevmeli, hürmet etmeli, saygı göstermeli; aksi takdirde mesleki kariyeri ne kadar iyi olursa olsun iyi bir hekim, istenen bir hekim olması mümkün olamaz. Dolayısıyla bizim için birinci kriter kişilik özellikleridir. Ardından da tabii ki medikal ve tıbbi özellikler geliyor. Neticede insan odaklı bir iş yapıyoruz ve insanlara hizmet sunuyoruz. Dolayısıyla buradaki herkesin insan ilişkilerinde uyumlu ve pozitif olması gerekiyor.

Bunların hepsini bir araya getirdiğinizde kurumsallaşma ya da markalaşma süreci olarak algılıyorum. Biliyorum ki siz de bu amaçla yola çıktınız. Peki bunun için başka ne gibi çalışmalar ya da projeler yürütüyorsunuz?

Kurumsallaşma alanında ciddi adımlarımız oldu ve artık bu açıdan belli bir yere geldiğimizi düşünüyorum. Sosyal sorumluluk projeleri anlamında her sene düzenlediğimiz bir fotoğraf yarışmamız var. Bu sene üçüncüsü gerçekleşti. Önümüzdeki aylarda planladığımız bir konserimiz de var. Ayrıca okullarda öğretmenlerin ciddi göz problemi olduğunu düşündüğü çocuklarımıza ücretsiz göz muayenesi yapıyoruz. İlk defa açıklayacağım bir başka projemiz ise öğrenciler için burs projesi. Hâlihazırda öğrencilere burs veriyoruz fakat bu proje, bunun duyurusunu yapıp bir fon oluşturmakla alakalı olacak. Burs kriterlerine uyan belli sayıdaki öğrenciye, her sene belli miktarda burs vermeyi düşünüyoruz. Bunun duyurusunu yaza doğru yapacağız ve umuyorum önümüzdeki eğitim döneminde de bu proje sağlıklı bir biçimde işlemeye başlayacak.

İşinizin doğası gereği göz sağlığı konusunda toplumda bir farkındalık yaratmak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Halka açık eğitim seminerleri yaparak halkı göz sağlığı konusunda detaylı bir biçimde bilgilendiriyoruz.

Peki bu organizasyonlardan aldığınız geri dönüşler ne yönde? Seminerlere katılım yüksek oluyor mu?

Tabii bunlar halkın ilgi duyduğu konular. Duyurabildiğimiz seviyede bir katılım aldığımızı söyleyebilirim. Ciddi bir talep de alıyoruz. Bu seminerleri periyodik bir hale getirerek daha yüksek katılım alabileceğimizi de düşünüyoruz.

Burası aynı zamanda bilgi veren bir merkez konumunda da bulunuyor?

Evet, aynen öyle.

“ELİMİZDEKİ İMKÂNLARI GELİŞTİRİRSEK KENDİMİZİ GÖSTERME ŞANSIMIZ OLABİLİR”

Sağlık turizmi açısından da çalışmalar yapıyorsunuz. Sizce Kocaeli’nin bu noktadaki avantajları nelerdir? Çağın Göz, bir dal hastanesi olarak sağlık turizmi açısından bu kente ne gibi katkılar sağlıyor?

Biz sağlık turizmi anlamında çok istekliyiz, çok hevesliyiz ama başarılı mıyız? Sanmıyorum. Çünkü bu tek başına yapabileceğiniz türden bir iş değil. Kurumumuz her açıdan iyi ve yeterli. Kocaeli’nde bir sağlık turizmi derneği var ve biz üyesiyiz. Ama hemen yanı başımızda İstanbul gibi bir şehir varken onun gölgesinde kalmamız kaçınılmaz oluyor. İstanbul daha bilinen bir şehir; Kocaeli ise İstanbul’a kıyasla yurt dışında daha az biliniyor. Ulaşım anlamında her ne kadar Sabiha Gökçen Havaalanı’na yakın olsak da, pastanın büyük bir kısmını İstanbul alıyor. Antalya da aynı şekilde. Onlar bizden öndeler. Elimizdeki imkânları geliştirirsek kendimizi gösterme şansımız olabilir elbette. Bunu ciddi biçimde hedefliyoruz. Örneğin bizim hastanemiz uluslararası akredite almış bir hastanedir. Göz hastanesi olarak akreditasyon almış tek hastaneyiz. Bu çok önemli bir nokta.

Sektörün geleceğinde neler görüyorsunuz? Birçok yeni hastane yapılıyor ve sektöre yeni oyuncular katılıyor. Çağın Göz bu noktada bu rekabetin neresinde yer alıyor?

Şahsi düşüncem, sağlık alanındaki yatırımlarımı burasıyla sınırlamak. Burayı daha bilimsel, daha sosyal, kısacası daha güzel bir hastane haline getirmek ve butik bir örnek hastane olarak devam ettirmek. Sağlıktaki hedefim bu. İkinci bir hastane açmak gibi bir planım yok açıkçası.

Mesleğe verdiğiniz önem ortada. Sizi etkileyen bir hikâye ya da anı var mı?

Birçok anım var aslında ama burada ne kadar uzun zamandır kaldığımı ve ne kadar çok hastaya baktığımı vurgulamak anlamında bir anımı paylaşabilirim. Çocuk muayeneleri yaptığımız odamızda geçen gün küçük bir misafirimiz vardı. Hastayla ilgilenmeye girdiğimde Dr. Erkan Bey, yanında genç bir bey ve onun çocuğuyla birlikte odaya girdi. Genç beyefendi bana “Beni tanıdınız mı?” diye sordu. Çok fazla hastayla muhatap olduğumuz için hatırlamak haliyle biraz zor oluyor. Hatırlayamadığımı söylediğimde kendisinin Şaban Turan’ın torunu olduğunu söyledi. Şaban Bey 4-5 ay önce rahmetli olmuştu. Şaban Bey’in annesi benim hastam olur, onu ameliyat etmiştim. Daha sonra Şaban Bey’i de ameliyat ettim. Arkasından Şaban Bey’in oğlunu da ameliyat ettim. Bu kez torunu geldi o da çocuğunun tedavisi için gelmişti. Dolayısıyla dört kuşak aile fertlerinin hepsinin tedavisini yaptığımı söyleyebilirim. Bu benim için güzel bir anı olarak kalmıştır.

Bir başka hikâye daha anlatmak isterim. Bu da ne şartlarda çalışmış olduğumu anlatabilmek için önemli bir hikâyedir. 25 sene önce, henüz bu tarzda büyük, güzel ve hijyenik hastanelerin olmadığı bir zamanda, hafta sonları Karamürsel’e giderdim. Orada yatalak bir hastam vardı. Kadıncağız yürüyemiyordu, gözleri de görmüyordu. Pencerede de otursa dışarısını görmek istiyordu elbette. Ben de bunun üzerine evinde katarakt ameliyatı yaptım. Tüm odayı sterilize ettirdikten sonra tüm aletlerimi, araç gereçlerimi eve taşıdım ve onu odasında ameliyat ettim. Allah rahmet eylesin, ölene kadar bana dua etmiştir.

Sanata ilginiz olduğunu biliyoruz. Bünyenizde her sene düzenlediğiniz fotoğraf yarışmasından da bu belli. Ayrıca gitar çaldığınızı da biliyoruz. Kendinize ayırdığınız zaman diliminde neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Mesela bugün de 18:30’da koşmaya gideceğim. Bunu sıklıkla yaparım. Sporu seviyorum, vakit bulursam gitar çalıyorum, kitap okuyorum ve fotoğraf çekiyorum.

“KURUMSAL BAŞARIMIZIN YANI SIRA, DAVRANIŞLARIMIZLA DA İNSANLAR İÇİN MODEL OLMAK İSTİYORUZ.”

2015 için kişisel ve kurumsal hedefleriniz nelerdir?

Kurumsal anlamda, bahsettiğim sosyal sorumluluk projelerimizi yerine getirmek istiyoruz. Bunun yanında cihaz alımlarına da devam edeceğiz. Ayrıca kütüphanemizle ilgili çalışmalar da yürüteceğiz. Uluslararası literatürde kabul görmüş bilimsel dergilerin aboneliklerini almak gibi planlarımız var. Kütüphanemizi daha profesyonel bir hale getirmek istiyoruz. Neticede kurum içi bir kütüphane ve bilimsel eserlerin yanında edebi eserlerin de okunabilir olması önemli.

Bunun yanında ayda bir kez düzenlediğimiz kurum içi sinema gecelerimiz oluyor. Her yılbaşında tüm çalışanlarımıza kitap hediye ediyoruz örneğin. Bu sene de yılbaşında çalışanlarımıza birer kitap hediye ettik. Aslında burada tıbbi bir hizmetin yanı sıra, sosyal bir projeyi de yürütüyoruz. Örneğin, buraya günde binlerce insan girip çıkıyor. Fotoğraf yarışmamıza ilgi çekmek amacıyla hastanemizin girişine koyduğumuz, bir kısmı bana ait olan -bir kısmı geleneksel- fotoğraf makineleri var. Burada mesele ilgiyi kendimize değil, sanata çekmek. Kurumsal başarımızın yanı sıra, davranışlarımızla da insanlar için model olmak istiyoruz.

“BURADA MESELE KLASİK MÜZİK ÇALARKEN BİLE İNSANLARA FARKLI ŞEYLER OLDUĞUNU HİSSETTİREBİLMEK, ONLARI YENİ TATLARLA BULUŞTURABİLMEK.”

Anladığım kadarıyla kişiliğiniz hastanenin genel kurumsal kişiliği haline gelmiş ve medikal uygulamaların dışında bu kurumsal kişiliğin uzantıları olarak sosyal projelerin de türediğini görebiliyoruz.

Evet, rol model olmak gerekiyor dediğim gibi. Örneğin buraya sabah 8’de geliyorum ve gün boyu ameliyatlara giriyorum. Akşam 6’da koşmaya çıkıyorum. Buradaki insanlardan en azından beşinin aklında “Bu kadar çaba sarf ettikten sonra hâlâ koşabiliyor. Demek ki bu insanın hayatında olması gereken bir aktivite” algısını yaratabiliyorsam ne mutlu bana. Sinema konusunda da aynı şekilde. Ayda bir sinema geceleri yapıyoruz. Herkes tek başına da pekâlâ sinemaya gidebilir. Ama burada önemli olan şey birlikte bir şeylerden zevk almak ve sinema sanatının önemini kavrayabilmek. Ya da bir başka örnek olarak hastanemize her girdiğinizde klasik müzik duymanız mümkündür. Burada mesele klasik müzik çalarken bile insanlara farklı şeyler olduğunu hissettirebilmek, onları yeni tatlarla buluşturabilmek.