TÜRKİYE’DE YAZ TATİLİNİ KEYİFLİ KILACAK ROTALAR


Üzüm bağlarından berrak sulara: Göltürkbükü

Önceden iki ayrı köy olan Gölköy ve Türkbükü’nün 1999 yılında birleşmesinden oluşan Göltürkbükü, son zamanlarda popülaritesi artan, fakat her şeye rağmen bâkir yapısını korumayı başarmış bir balıkçı köyü… İsimleri mitolojide Karianda ve Madnasa olarak geçen bu iki köyün sakinleri, geçmişte geçimlerini bağcılık, şarapçılık ve balıkçılıktan kazanırlarmış. Bodrum’a yakınlığıyla da bilinen bu belde, tertemiz denizi, nefis bitki örtüsü ve eğlenceli gece hayatıyla son yıllarda giderek artan misafir sayısına aldanmadan saflığını koruyabilmiş nadir tatil rotalarından biri… Doğa aşıkları için de bulunmaz bir yer Göltürkbükü. Gölköy'ün adını aldığı, içinde yüzlerce bitki ve hayvan çeşidini barındıran göl ve etrafındaki palmiyeler kesinlikle görülmeli. Doğal ağaçlardan, Palmiye familyasının bir türü olan ağaçların görüntülerinin güzelliği dışındaki en belirgin özelliği ise yanmaması. Dünya literatürüne geçen bu özel ağaçlar, sadece ülkemizde ve Girit'te yetişmekte…

Huzurun sessiz dansı: Palamutbükü

Taşlık plajının üstüne atılmış Bodrum Beyazı masa ve sandalyelerin üzerinden ufuktaki adalara uzanan tertemiz denizin usulca kıyıya vuran dalgalarının sesi, uzaklardan taştan evleri son kez selamlayan güneş ve ev yapımı şarapların ve ızgaranın üzerinde usulca pişen balığın kokusunu elleriyle size getiren rüzgâr bir olup, sizi huzurun sessiz dansına davet ediyorlar… Yalnızca 3 veya 4 gününüzü ayırın, sizi yoran tüm şeylerden uzaklaşıp, huzurla kucaklaşmak için… Tarihin en zengin şehirlerinden biri olan Knidos’un kalıntılarını ve ruhunu taşıyan bu eşsiz beldenin her bölgesini görmeye özen gösterin, fotoğraf makinenizi mutlaka yanınızda bulundurun, balıkçı lokantalarının sabah kahvaltılarını deneyimleyin ve gönül rahatlığıyla gözünüze kestirdiğiniz ilk pansiyonda yer ayırtın. Çünkü Palamutbükü, bir otel odasına vakit ayırmak istemeyeceğiniz kadar güzel bir yer…

Keyifli bir hafta sonu kaçamağı: Bozcaada

Eğer tatil programınız, yoğun iş temponuza ve sıkışık bir ajandaya takılıyorsa, size unutulmaz bir hafta sonu yaşatacak, keyifle dinlenip, güneşin, kumun, denizin ve eğlencenin tadını çıkarabileceğiniz bir önerimiz var: Bozcaada… Şarabı, kendine has lezzetleri ve Rum esintileriyle bilinen bu eşsiz yer, genellikle ülkemiz ve dünyanın pek çok yerinden misafirlerini sevgi dolu bir kucaklamayla karşılıyor. Genelde balıkçılık ya da turizmcilikle uğraşan ada halkı, muhtemelen daha önce görmediğiniz türden bir sıcaklıkla bakıyor yüzünüze burada… İki yanı Balkan ve Rum esintileri taşıyan evleriyle süslü sokakları, sabahları tatlı bir sessizliğe uyanıyor, öğlene doğru adanın kendine has koşuşturmacası yayılıyor, akşamüstü ise yavaş yavaş çalgılar çıkıyor meydana, anason kokusu kaplıyor her yeri… Tüm gün Ayazma plajında tatlı kumların üstünde, denizin kokusuyla harmanlanan güneşi selamlayanlar yavaş yavaş keyifçilere dönüşürken, siz de rakınızdan bir yudum alıp ufka doğru bir Rumeli türküsü mırıldanıyorsunuz… Yorulduysanız, bunaldıysanız, gidin Bozcaada’ya. Mümkünse Ağustos’ta gidin ki, 12-13 Ağustos tarihlerinde başlayan bağ bozumu şenliklerine katılın, Vasilaki ve Karasakız’dan tadın. Uzun kalacaksanız Temmuz’da gidip adadaki Rum halkı için oldukça önemli olan Aya Paraskivi’de ya da Ayazma Panayırı’nda gönlünüzce eğlenin, geriye bir tek hatırdaki şarkılar kalsın…