BOYANIN SUDAKİ DANSI: EBRU SANATI


Boya ile suyun dansı, nazik dokunuşlarla iç içe bırakılan boyaların yarattığı haleler, suda açan çiçekler, renklerin ahengi, kâğıda nakşolan resim, gönülden suya yansıyan sükûnet. Manevi hazinemiz “Ebru” bir dinginlik sanatı, bir huzur bulma köşkü. Tüm dünyada Türk adı ile özdeşleşen, nesilden nesile aktarılmış bu güzel sanatın kültürümüzdeki yeri bambaşka. “Nasıl oluyor da boya suya damlayınca böyle harikulade işler çıkıyor” diye merak edenler için, ilk bakışta insanı şaşırtan, sonrasında zevk veren bu sanatı ayrıntısıyla inceledik.

Sanat tarihine şöyle bir göz atacak olursak, belirli bir millet ile bütünleşmiş bir sanat türü sayısının çok az olduğunu görürüz. Görsel sanat türlerinin farklı uygarlıklardaki varyasyonlarına rastlamak mümkün. Birbiri ile hiçbir zaman etkileşime geçmemiş toplumlar, benzer yöntemlerle aynı sanatı icra etmeyi başarmışlar. Heykel, müzik, kaligrafi, tiyatro ya da edebiyat gibi dallar her toplumda hayat bulmayı başarmış. Ancak bazı istisnalar var. Ebru sanatı da böyle özel bir yere sahip. Başka uygarlıklarda ufak örnekleri olsa da ebru dendiği zaman akıllara Türk medeniyeti geliyor. Bunun da çok haklı sebepleri var.

İlginç hazırlık süreci, kullanılan malzemeler ve uygulama şekli ile kendini diğer görsel sanatlardan belirgin bir şekilde ayırıyor. Ortaya çıkan eser ise başka bir yöntem ile oluşturulabilecek gibi değil. Her ne kadar yeterli derecede yaygınlaşamamış olsa da ebru sanatı gitgide artan bir popülariteye sahip. Belki de bu yazı ile sürece biz de katkıda bulunmuş oluruz. Bunun için önce bu sanatın nasıl ortaya çıktığını inceleyelim.

Boyalar suyla ne zaman tanıştı?

Üzücü bir bilgiyle başlıyoruz. Ebru sanatının nerede, nasıl ve ne zaman ortaya çıktığına dair maalesef net bilgi yok. Belgelenmiş en eski ebru örneği 16. yüzyıla ait bir yazı için kullanılan kâğıda uygulanmış. Belgelenmiş diyoruz çünkü üzerinde tarih taşımasından dolayı kesin bilgi olarak kabul görüyor. Ünlü şair ve yazar Malik-i Deylemi’ye ait yazının üzerindeki tarih 1554 yılını gösteriyor. Bazı kaynaklar 1447 tarihli bir yazıda da ebru uygulandığını ve Topkapı Sarayı Müzesi’nde olduğunu belirtiyor. Hatta buna ünlü kimyager Mehmet Ali Kağıtçı da dahil. Kağıtçı 1969 yılında İsviçre’deki Palette dergisindeki makalesinde bunu belirtmiş. Ancak kayıt numarası vermediği için bu esere ulaşılabilmiş değil.

İşin ilginç tarafı yazının kaleme alındığı kâğıtta “hafif ebru” denilen bir teknik kullanılmış. Bu da sıradan bir ebru sanatçısının yapabileceği bir teknik değil. O noktaya ulaşmak uzun yıllar alabiliyor. Bu yüzden sanatın çok daha eskilere dayandığı düşünülüyor.

1615 yılında yazılmış “Tertib-i Risale-i Ebri” adlı eser, ebru konusunda başvurabileceğimiz nadir bir kaynak. Türk El Sanatları ile ilgili eski kitaplar incelendiğinde ebru ile ilgili bilgilere maalesef pek rastlamıyoruz. Kim bilir belki bir kütüphaneden bir eser çıkar ve bazı bilinmeyenler aydınlığa kavuşur.

Hem Batı hem de Doğu kaynaklarının kesin olarak kabul ettiği bir şey varsa, o da ebrunun Türkistan’ın Buhara kentinde ortaya çıktığıdır. Oradan İpek Yolu vasıtası ile İran’a, daha sonra Anadolu Türklerine ulaşmayı başaran ebru, bugünkü modern haline bu topraklarda kavuştu. Yani ilk hali ile son hali Türk imzası taşıyor.

İlk zamanlarda bir sanat dalı olarak görülmeyen ebru, kitap ciltlerinde, hat ve tezhip işlerinde süs olarak kullanıldı. Kendi başına bir sanat dalı olmayı, Türk sanat tarihinde önemli bir yeri olan “usta-çırak” ilişkisi sayesinde başardı. Hikâyenin sonrası az çok malumunuz. Osmanlı ile zirveye çıkan ebru, tüm dünyaya yayıldı.

Peki bu güzel sanatın uygulama safhası nasıl? Boya ile su arasındaki ilişki nasıl kuruluyor?

Başka uluslarda Ebru sanatı

Ebru sanatının tarihimizdeki yerinden bahsetmişken başka uygarlıklara yer vermemek olmaz.

Japonya ve Hindistan topraklarında da ebru benzeri çalışmalar yapıldığı biliniyor. Hikâyesi de ilginç. Japon Sumi ressamları fırçalarındaki boyayı temizlemek için fırçayı suya batırıyorlar. Batırdıkça suda kalan boyalar, kâğıda aktarılarak Suminagaşi denen tekniğin doğmasını sağlıyor. Yani adamlar sanat yaparken tesadüfen başka bir sanat bulmuşlar.

Hindistan’da ise 16. ve 17. yüzyıllara ait akkaseli ebru örnekleri mevcut. Ancak daha önce bahsettiğimiz eserlerle aynı döneme denk geldiğinden, kültürlerarası bir etkileşim yaşanmış olabileceğini düşünmek lazım.

Avrupa ise ebru sanatı ile doğrudan Osmanlı sayesinde tanışıyor. Hatta 17. yüzyıl başlarında bu sanatın icra edildiği bir kâğıt “Türk kâğıdı” olarak adlandırılıyor. Ebru sanatının ilk örneklerini Fransa’da görüyoruz. Zira Aydınlanma Çağı’nda Doğu ile en çok haşır neşir olan toplum Fransa. Daha sonraki dönemde ebru Avrupa’da bir endüstri haline geliyor ve çeşitli alanlarda süs amacıyla kullanılmaya başlıyor.

İnce dokunuşlar, güzide eserler

Evde bir kaba su doldurup içine boya damlatmayı deneyebilirsiniz ancak sonucu az çok biliyoruz. Boya su ile homojen bir şekilde karışacak ve renkli bir sıvımız olacak. Bu sıvı ebru için işimize yarar mı? Elbette hayır. Bu sanatı icra etmek için önemli püf noktaları olan bir hazırlanma süreci var. Zaten iş bu noktada başlıyor.

Öncelikle ebru için özel üretilmiş teknelerden edinmek gerekiyor. Bunlar sığ ve büyük tekneler. En az resmin aktarılacağı kâğıt kadar büyük olması lazım. Bu tekne su ile dolduruluyor. Ancak bu su da sıradan değil. Belirli malzemeler ile yoğunluğu değiştirilmiş bir su. Bu maddelerden ilki kitre. Geven otunun özsuyundan elde edilen kitre bulunamadığı takdirde deniz kadayıfı olarak bilinen kerajin de kullanılabiliyor. Kitre katılan su karıştırılarak suya belirli bir yoğunluk veriliyor. Bu yoğunluk boyanın suda dibe batmamasını sağlayan yüzey gerilimini oluşturuyor.

Sıra geldi boyaya. Sonucun doğal olması için toprak boyalar tercih ediliyor. Oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti gibi renkler ebru sanatının en çok tercih edilenleri.

Boyalar ezilerek gerekli kıvama getirildikten sonra bir miktar “öd” ekleniyor. Hani korktuğumuzda patlamasından dem vurduğumuz öd. Sığır, koyun ya da kalkan balığı ödü ile terbiye edilen boyaların su yüzeyinde kalması daha kolay hale geliyor. Eserin kâğıda yapışması da öd sayesinde.

Kullanılan fırçada da bazı önemli özellikler mevcut. Gül dalı bir sap ve hayvan kılına ihtiyacımız var. Ancak burada ilginç bir ayrıntı devreye giriyor. Fırça için tercih edilen kılların at kuyruğu ya da yelesinden alınmış olması gerekli. Çünkü at kılı boyanın tek vuruşta dökülmemesini sağlayan bir malzeme. Ayrıca bu kılların gül dalına yapıştırılmaması, misina ile bağlanması gerekiyor. Kimyasal bir malzemenin boyaya zarar verme ihtimalini düşünürsek bu önemli. Hazırlanan fırça, kılların eğrilmesi ve yön değiştirmesi için suyun içinde baş aşağı şekilde bekletiliyor. Eğrilen ve tek bir yönde toplanan kıllar boyanın rahatça dağıtılmasını sağlıyor.

Bunun dışında bir de “biz” denilen paslanmaz tel çubuklar var. Bu aletler suyun üzerindeki boyaya şekil vermek amacıyla kullanılıyor. Çeşitli kalınlıklarda birçok farklı türü olan bizler, aynı zamanda suya boya damlatmak için de ideal aletler. Tahta bir sopaya belirli bir düzende çakılmış çivilerle yapılan ebru tarakları da “taraklı ebru” tekniğinin önemli bir malzemesi.

Her şey bu kadar alengirli iken ebru için seçilecek kâğıdın da en az bu kadar özenle seçilmesi gerektiğini tahmin etmişsinizdir. Ancak kâğıt olayında biraz esneklik var. Emiciliği yüksek, selefon kaplamasız, birinci hamur ve kaliteli bir kâğıt ile ebru sanatı icra edilebiliyor.

Anlatması dile kolay bütün bunlar ebru yapmak için gereken sürecin sadece hazırlık aşaması. Ancak iyi ebru sadece iyi malzeme ile yapılmıyor. Sabır ve emek gerektirdiği gibi iyi bir hocadan da eğitim almanız gerekiyor. Çünkü ebru sanatı kitap ya da videolardan öğrenilecek kadar basit bir sanat değil.

Ebru türleri neler?

Her sanatta olduğu gibi ebru sanatının da değişik türleri mevcut. Bunlar yapılış şekilleri ve ortaya çıkan görsellerin çeşitliliği bakımından birbirinden ayrılıyor. En eski yöntem olarak “battal ebru” öne çıkıyor. Boyaların tarak ya da biz kullanılmadan yalnızca fırça yardımı ile teknede dağıtılmasıyla yapılan battal, ustalık gerektiren ve sanatçının maharetini sergileyen bir yöntem.

Bizlerin ya da tarağın kullanılış biçimine göre de farklı ebru tarzları hayat buluyor. Örneğin “gelgit ebru”, bizin bütün teknede paralel hareketlerle aşağı yukarı ya da sağa sola gezdirilmesi ile yapılıyor. “Şal ebru” ise bunun biraz farklı versiyonu. Gelgit ebru yapıldıktan sonra biz yardımıyla bazı dairesel hareketler ile değişik bir görüntü elde ediliyor. “Taraklı ebru” ise adından da anlaşılacağı üzere ebru tarağı ile yapılıyor. Teknenin bir ucundan diğer ucuna sabit bir hızda tarak çekilmesi suretiyle yapılan bu tarz, eğer tarak bir defa da ters yöne çekilirse “ters taraklı ebru” adını alıyor.

Bu ebru tarzlarının üzerine ek çalışmalar yapma imkânı da var. Bu sayede tarz üzerine tarz eklenmiş oluyor. Mesela “serpme” denen yöntem; battal, gelgit ya da şal ebrunun üzerine sert fırça darbeleri ile boya serpilmesi şeklinde icra ediliyor. Eğer bu yöntem uygulanırsa eser “serpmeli battal”, “serpmeli gelgit” ya da “serpmeli şal” olarak isim değiştiriyor.

Aynı durum “dalgalı ebru” için de geçerli. Hemen her çeşit ebru biçiminde dalgalı ebru çalışmak mümkün. Teknede istenen desen hazırlandıktan sonra kâğıdı kapama işlemi sırasında tekne sallanıyor. Bu sallama ile elde edilen hareket, desene dalgalı bir görüntü veriyor.

Foto Altı: Bir de sanatın uygulanışı sırasında kendi kendine ortaya çıkan ebru türleri var. Bunlardan birincisi “kumlu ebru”. Teknedeki sıvının aşırı kullanımından dolayı atılan boyalar kum şeklinde, nokta nokta bir görüntü oluşturuyor. Bu görüntünün kâğıda aktarılmasıyla “kumlu ebru”, V şeklini alan noktaların çıkartılmasıyla da “kılçıklı ebru” elde ediliyor. “Çift ebru” ise daha önce ebru çalışılmış bir kâğıda tekrardan başka bir ebrunun alınmasıyla yapılıyor.

Uygulanış biçimlerine göre ayrılan ebrulardan ilki “hafif ebru”. Hafif ebru boyadaki su ve öd miktarının artırılması ile elde edilen bir tür. Genellikle hattatların üzerine yazı yazması için yapılıyor ve gerçekten büyük ustalık istiyor.

İkinci ebru tarzı ise bu sanatın en gelişmiş yöntemlerinden biri. Adı “akkase ebru”. Bu tarz ile ortaya çıkardığınız eserin üzerine yazı şeklinde bir ebru daha çalışılıyor. Bunun için önce yazının kalıp halinde kesilmesi ve önceden hazırlanmış desenin üzerine arap zamkı ile yapıştırılması gerekiyor.

Ebru tarzlarını kısaca anlattık. Birbiri ile ilişkilendirilmiş birçok farklı yöntem daha var. Özellikle ünlü ebru sanatçısı Necmeddin Okyay’ın büyük katkıları sayesinde ebru sanatı için birçok yeniliğin önü açıldı. Bugün “çiçekli ebru” ve “akkase ebru” gibi yöntemlerin çıkış noktası Okyay’ın yaptığı çalışmalardır.

Gelelim ebru öğrenmek isteyenler için birkaç öneriye… Türkiye’nin her yerinde ebru sanatı ile ilgili kurslar mevcut. Maharetli hocalardan eğitim alan öğrenciler mükemmel eserlere imza atabiliyor. Siz de bu güzide sanata zaman ayırmak ve renklerin sudaki dansına birincil gözden şahit olmak istiyorsanız, mutlaka iyi bir ebru eğitmeninden ders almayı tercih edin. Zira ustasız öğrenilen ebrunun gelenekle ilgisi olmadığı gibi bu sanat, okuyarak değil fırçayı tutarak ve yeri geldiğinde boyaya batarak öğrenilebilir.

Genel Ebru Foto altı: Kitreli suyu tuvali yapan ebru, dünyayı büyüleyen geleneksel el sanatlarımızdandır. Malzemenin yapılışı, havadaki nem ve daha birçok unsura bağlı olduğundan, ebru ustası teknesine attığı boyanın akıbetini yalnızca tahmin eder. Bu nedenle ebruda her damla biricik, her damla özeldir. Ebru, renklerin hürmetle birbirlerine yer açtığı, kâh dostça yanına kabul edip kâh aşkla sinesine çektiği, tekrarlanamadığı için yapıldığı anın imzasını taşıyan bir sürprizdir.

Ebruyu Van Gogh’la buluşturan adam: Garip Ay

Ebru sanatına olan ilgi son yıllarda oldukça arttı. Bu da geleneksel ve modern fikirlerin birleşmesi için güzel bir ortam sağlıyor.

İşte bunun en güzel örneklerinden birine ebru sanatçısı Garip Ay’ın çalışmaları sayesinde şahit olduk. Geleneksel motiflerin dışına çıkıp ebruyu modern sanat ile bütünleştiren Ay, resim sanatını kendine ilham kaynağı olarak alıp mükemmel eserlere imza atmış. Ancak onu bu kadar ünlü yapan şey, ünlü ressam Van Gogh ile ilişkisi.

Elbette şahsen bir ilişkisi yok. Ancak sanatsal anlamda bir birliktelik söz konusu. Zira Garip Ay, modern sanat tarihinin en tanınmış simalarından Van Gogh’un resimlerini ebruya aktarmış. Onun en ünlü eserlerinden “Yıldızlı Gece” tablosunu su üzerinde mükemmel bir şekilde yorumlaması, sanatçıyı uluslararası medyanın da ilgi odağı haline getirmiş. Ebru yapım videosu sosyal medyanın en aktif mecralarında milyonlar tarafından izlenen Garip Ay, çalışmasını “Bana ilham kaynağı olmuş büyük ressamlara saygımı sunmak istiyorum. Van Gogh çalışmamda da bunu yapmak istedim” sözleriyle özetliyor.

Sanatçının bu güzel çalışmasını izlemek için alttaki QR kodu telefonunuzun barkod okuyucu uygulaması ile okutabilirsiniz.

https://youtu.be/4dKy7HNU4vk

spot:Ebru; suya boya karıştırmanın çok ötesinde, özel tekniklerle uygulanması gereken, müthiş incelikleri olan bir sanat. O nedenle hazırlık aşaması da icra aşaması kadar önem taşıyor.

Ebru fırçası için tercih edilen kılların at kuyruğu ya da yelesinden alınmış olması gerekli. Çünkü at kılı boyanın tek vuruşta dökülmemesini sağlayan bir malzeme. Paslanmaz tel çubuklar şeklindeki "biz" ise suyun üzerindeki boyaya şekil vermek amacıyla kullanılıyor. Çeşitli kalınlıklarda birçok farklı türü mevcut olan bizler, aynı zamanda suya boya damlatmak için de ideal aletler.

Ebru türleri yapılış şekilleri ve ortaya çıkan görsellerin çeşitliliği bakımından birbirinden ayrılıyor. Bu ebru türleri (saat yönünde) Battal, Şal ve Gelgit ebrunun güzel örneklerinden...

Mimar Sinan Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları bölümünden dereceyle mezun olan Garip Ay, Türkiye dışında İskandinavya, Rusya, ABD, Basra Körfezi gibi dünyanın birçok yerinde eserlerini sergiledi.

Geleneksel motiflerin dışına çıkıp ebru sanatını modern sanat ile bütünleştiren Garip Ay; Farabi, Piri Reis, Mimar Sinan, İbn Rüşd gibi kırktan fazla önemli Türk şahsiyetin portrelerini suyun üzerine çalıştı ancak usta ressam Van Gogh'un “Yıldızlı Gece” ve oto portre tablolarını ebru teknesine taşıdıktan sonra tüm dünyanın ilgi odağı oldu.