DÜNYAMIZA ANLAM KATAN OLGU: RENKLER


Pembe panjurlu bir ev... Mavi bir gökyüzü... Yemyeşil çimenler... Doğa renkleri barındırıyor, renkler ruhumuzu. Sanatta, mekânda, pazarlama ve reklam dünyasında renklerin gücünden yararlanıyoruz. Ama en önemlisi duygularımızla renkleri bağdaştırıyoruz. Şarkılara ilham veriyor, filmlere konu oluyor. Şimdi gelin, renklerin büyülü dünyasına, yaşamımızdaki yerine şöyle bir göz atalım...

John Berger, ressam Paul Cezanne'ın Lüksemburg'daki bir sergisinde; "Renk, beynimiz ve evrenin buluştuğu yerdir" der; haklıdır da. Dünyayı algılamamızı sağlayan renkler; bakışı değiştiriyor, ruhumuza dokunuyor, hatta düşünce ve duygularımıza yön veriyor. Kötü bir anıyı koyu renkler ile hatırlamak, canlı renkler ile boyanmış bir odada enerji dolmak, soğuk renklerin hâkim olduğu filmlerde “korkuyu” hissetmek gibi...

Peki bu derece hayatımızın içinde olan renklerin barındırdıkları anlamlar ve hissiyatlar neler?

Resimde Renk

Renkler, dünyamızda her daim var olsa da sanat söz konusu olduğunda en çok resimde müthiş öneme sahip. Ressamlar, doğada gördüğümüz renkleri bazen olduğu gibi, bazen de yorumlayarak yansıtır tuvallere. Akımlar her ne kadar bir resmin varoluş sürecini yönlendirse de onu ressamın ruhunu yansıtan bir eser haline getiren şeydir renkler.

Resim sanatında renk kullanımı hakkında bir şeyler yazılacak olsa kütüphaneler almaz. O nedenle bakış açımızı sadece birkaç örnekle aktarmaya çalışacağız…

John William Waterhouse’un, Homeros’un destanında anlatılan Sirenlerin hikâyesini resmettiği “Ulysses ve Sirenler” eserini hatırlayanlar vardır. Sirenler muhteşem sesleriyle denizcileri büyüleyip onları öldürürler. Kurtulan tek kişi Ulysses’tir.

Waterhouse tuvaline bu mitolojiyi resmederken, koyu mavi ve siyah boya kullanır. Sirenlerin kanatlarını ise -çoğu mitolojik resimde gördüğümüzün aksine- “kötülüklerini” anlatmak amacıyla siyah renkle betimler. Hikâyeyle ilgili bilgimiz olmasa dahi, resme bakmamız, Sirenlerin korku ve endişe saçan hikâyesini anlamamıza yeter de artar bile...

Gelelim sarıya… Sarı, resim sanatında belki de en çok yorumlanmış renklerden. Bunun izlerini Hristiyanlık sembolizminde sürebiliriz. Çünkü sarı renk, bebek İsa’yı, dinin maneviyatını ve ruhani duyguları betimler. Meryem Ana’nın kucağındaki bebek İsa tablolarında gördüğümüz, meleklerin başının üzerindeki parlak çember de sarıya bu anlamı katmış.

Polonyalı ressam Józef Mehoffer, 1900’lü yıllarda bir bahçede karısı, oğlu ve bebek bakıcısını resmediyor. Ressam oğlunu, tamamen sarı renkle yorumlayarak, âdeta bebek İsa’yı betimliyor ve ruhani bir tablo elde ediyor.

Ancak sarı denince akla gelen ilk ressam Van Gogh. Kendini bir dönem sarı renk ile özdeşleştiren sanatçı bu rengi o denli etkileyici kullanmıştır ki, bunun tercihten ziyade dünyayı sarı renkte görmesine bağlayan fikirler türemiştir. O dönem bipolar bozukluk rahatsızlığı için kullanılan yüksük otu bunun başlıca sebebidir kimine göre. Ruhsal sıkıntılarından kurtulmak için yüksük otuna sığındığı iddia edilen Van Gogh’un, ilacın yan etkisi olan sarı-yeşil diskromatopsi nedeniyle dünyayı sarı-yeşil ağırlıklı olarak gördüğü için tuvallerinde de ruhunu böyle yansıtmış olabileceği söylenir.

(Mavi Elma) Foto Altı: Sanatçılar bazen objenin orijinalinden alakasız renkler kullanmayı tercih eder. Burada Ria Hills, elmayı mavi renkle resmetmiş. Eşi renk körü olduğu için bu konuda farkındalık yaratmak istediğini belirten sanatçı, bu tarz çalışmaları ile biliniyor.

Dediğimiz gibi, resimleri tek tek ele alsak koca bir külliyat hazırlamak gerek. O yüzden başka sanatlardan örneklere geçelim.

Fotoğrafta Renk

Ressamlar gibi fotoğraf sanatçıları da renk sembolizmini kullanmaktan ve onları yorumlamaktan geri kalmazlar. Birçok eser, renklerin barındırdığı anlamlarla gücünü arttırır.

Örneğin, Alman fotoğrafçı Loretta Lux’un, 45 çocuk portresinden oluşan çalışmasında çocukları ele alış biçimi alışılagelmiş çocuk imajından farklıdır. Onun fotoğraflarındaki çocuklar bulundukları ortamları, giydikleri kıyafetleri ve aykırı duruşlarıyla kendi iç dünyalarında kaybolmuş gibi, yabancı bir boyuttan bakarlar.

Gökyüzü, gözler, kıyafet yani resmin genelindeki “soğuk” mavi tonlarının egemenliği ile Lux, eserin öznesiyle aramızdaki duygusal mesafeyi açarak kaybolmuşluk hissini ruhumuza işler.

Renkleri türettiği için beyazın, soğurduğu için de siyahın renk olmadığı tartışmaları bir yana, Joyce Tenneson da beyazı insanın içindeki ilahi gücü, iyiliği, saflığı, doğruluğu ve umudu göstermek amacıyla kullanır. Melek kanatlarının tarih boyunca beyaz olarak tasvir edilmesine şaşmamak gerek.  

Sinemada Renk

Görsel sanatların belki de halka en kolay ulaşabileni sinema. Hal böyle olunca, resim ve fotoğraftan sonra sinemadaki renk sembolizmlerine de değinelim istedik.

Büyük yönetmenler ortaya koydukları eserlerde sahneleri oluştururken, baskın renkleri nasıl kullanacaklarına özen gösterirler. Zaten işinde “büyük” sıfatına sahip olmak, böyle detayları görmezden gelerek yakalanacak bir sıfat değil.

Beyaz perdede ekol yaratmış, çığır açmış, kamera hareketlerine, imge kullanımına hayran kaldığımız birçok yönetmen var. Bu özelliklerin yanında, yönetmenlerin filmin mesajını iletmek için kullandıkları renk paletleri ya da renk temaları da bulunuyor.

Yönetmen filmi için nasıl bir renk teması kullanacağına karar verse de bu işin büyük çoğunluğu “colorist” dediğimiz emekçilere düşer.

Coloristler, yönetmenin filmiyle bağdaştırmayı düşündüğü rengi, karelerin atmosferine uygun hale getirir. Buna “color grading” denir. İnternette zaman zaman yayınlanan, filmlerin renk paletlerinin anlatıldığı görsel ve yazılar, aslında “color grading” işlemi.

Filmlerin genel görüntüsünün renklerle bağdaştırılması gibi, senaryo, bir eşya veya aktör de renklerin sembolizmi üzerinden işlenebiliyor. 1955 yapımı “Rebel Without A Cause” bunlardan biri. Zamanın jönü James Dean’in rol aldığı film; kötü aile ilişkileri olan, ergenlik döneminin hızlı, asi ve çılgın hallerini yaşayan bir genci anlatıyor.

Filmi izlemeyenler için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğiz ama fragman ve afişte görebileceğimiz üzere, James Dean filmin genelinde kırmızı bir ceket ile görülüyor. Asiliği, çılgınlığı hatta şiddet ve adrenaline düşkünlüğü kırmızı ile bağdaştırılmış.

Kırmızı renk heyecanlı, aksiyon dolu, aşk ve şehvet içeren sahnelerde de sıklıkla tercih ediliyor.

Ancak dikkat ederseniz, Hollywood yapımlarının çoğunda, soğuk fonda turunculaştırılmış insan ciltlerinin olduğu color grading tarzını görürüz. Özellikle mavi tonlarda güzel bir gölge ve oyuncuya verilen turuncu bir parlaklık, oyuncuyu sahnenin merkezine konumlar ve gözlerimizi ondan alamayız. Amaç yüksek kontrast oluşturarak çarpıcı bir görüntü elde etmekten başka bir şey değildir.

Turuncunun, sarı renkte olduğu gibi canlılık, enerji anlamları var ancak koyulaştıkça asabiyeti simgeler. 1980 yapımı Stanley Kubrick filmi Shining (Cinnet), “rahatsız edici ve temkinsiz” temasını, turuncu hakimiyetine borçlu.

Korku filmlerinde ise genellikle mavi bir filtre kullanıldığını fark ediyoruz. Bu kullanım ortamın soğuk ve negatif ruh halini seyirciye iyice hissettirmek içindir genellikle. Ünlü korku filmi “Halka”yı hatırlayın.

Sıra dışı eserlerde ise görüntü yeşil tonlarda oluyor. “Fight Club”ın (Dövüş Kulübü) sıra dışı olduğunu hepimiz biliyoruz ama sahnelerde yeşile ağırlık verildiğini kaçımız fark ettik?

Distopik ya da kıyamet sonrasını konu alan bir yapımda grinin baskın olduğunu görüyoruz. Bu da yine o hayali dünyanın kasvetli havasını hissetmemiz için. Tom Cruise’un rol aldığı “Oblivion”da bunu net bir şekilde fark etmek mümkün.

QR kod: Yönetmenlerin renkleri kullanarak bizleri nasıl manipüle ettiğini merak edersiniz bu videoyu izlemenizi tavsiye ederiz. www.youtube.com/watch?v=0ZZgiSUyPDY

Mimaride Renk

Renk kullanımı deyip de mimariye değinmemek olmaz.

Mimari bir tasarımda renklerin o kadar da önemli olmadığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kullanılan renklerle bir yapıya kimlik kazandırmak ve dikkat çekici bir etki yaratmak mümkün.

İnsanlık tarihinin ilk yapılarında binaya “renk” vermek sorun olmamış. Çünkü ilk barınaklar rengini doğadan yani kerpiç, toprak, yörenin taşı ya da kumundan almış. Fakat ilginçtir ki insanın rengi keşfiyle birlikte, yapılarda doğanın hâkim rengine zıt renkler de kullanılmaya başlanmış.

Antik Yunan’a uzanalım... Klasik dönemdeki yapılar akılcılık, özgür düşünce ve demokrasinin simgesi olarak baştan ayağa renkli olarak inşa edilmişler. Geçip giden yüzyıllar sonunda bu yapılar bu özelliklerini kaybetse de, eserlerin çoğunda farklı renklerin kullanıldığı biliniyor.

Çin tapınaklarında da benzer bir durum söz konusu. Tapınaklarda çatıyı taşıyan direkler vernikle kaplanarak “törensel” bir hava katma amacı güdülmüş. Bu uygulamanın başlıca sebebi tapınakları halkın gözünde değerli kılmak.

Kültürlerin dini inanışların yansıması olduğunu düşünürsek, Osmanlı tarihinden günümüze kalan cami ve türbelerin duvarlarında karşılaştığımız en özel ve nadide miraslardan çini sanatında da mavi tonların kullanıldığını görüyoruz.

Sadece din değil, sosyal hayatta da renk etkili. Örneğin sınıf ayrımları dahi renklerle ifade edilir. Bunun en açık örneklerine Pekin’de rastlanır. Pekin’de saray ve tapınaklar parlak renkli iken halkın oturduğu konutlar mat renklidir.

Renk kullanımları ile mimariye başka bir hava katma örneklerine yakın dönemde de rastlıyoruz. 19. yüzyılın ilk yarısında Londra komple beyaza boyanırdı. Yalnız buradaki amaç Bodrum’daki gibi iç açıcı bir görüntü yaratmak değil. Tenekeden yapılan oluk ve çatıların çirkin görüntüsü beyaza boyanarak kapatılmak istendi. Böylece renkler, kusur kapatıcı bir öğe olarak kullanıldı. Ancak Geç Viktorya dönemi mimarları bunu “aldatıcı” bulduğundan bu alışkanlık terk edildi ve yapılar doğal renkleri ile bırakıldı.

Tabii renklerin biçimsel amaçlarının dışında işlevsel kullanımları da söz konusu. Mimaride kir göstermeyen renk seçmek yöntemlerden biri. Ayrıca farklı renkler ile yapının belirli bölümlerini kategorize etmek, yol ve yön bulmaya yardımcı ipuçları vermek gibi örnekler de mevcut.

İş Dünyasında Renk: Nelere Para Harcıyoruz?

Üzerimizde bu kadar etkisi olan renklerin bize karşı kullanılabileceğini de tahmin etmişizdir. Hem de ne ilginç yollarla...

Renklerin, brçok alanda duygu ve algılarımıza “yön” verme durumu, günümüz pazarlama dünyasında da kullanılıyor elbette. Grafikler, reklam filmleri ya da logolarla “daha çok satın al” ya da “ben güvenli bir şirketim” mesajını beynimize iletiyorlar. Peki renklerden etkilenerek nelere para harcıyoruz?

Günlük hayatımızda farkında olmasak da renkler bilinçaltımızı etkiler ve bazı mesajlar verir. Bu özelliği keşfeden bizler bu mesajlar sayesinde algı oluştururuz. Bu algı da örneğin marka tercihlerimizi, o marka hakkındaki düşüncelerimizi ve nasıl konumlandırdığımızı belirleyebilir. Dolayısıyla markaların logo ya da diğer tasarımlarındaki renkler, şirket vizyonunu yansıtmak ve tercihlerimizi etkilemek üzere seçilir. Tabii bu algıyı sadece renklere bağlayamayız. Renkler, tasarım dilinde tamamlayıcı bir görev üstlenir.

Müşteri kitlesine göre değişebilen birçok firma logosu, gündelik hayatımızda karşımıza çıkar. Genelde dikkat çekmek isteyen ve müşteride heyecan oluşturmak isteyen firmalar kırmızı renge yönelir çünkü bu renk kan basıncını yükseltir. Bu da kişiyi aç hissettirir ve markanın ürünlerine çeker. Yiyecek ve içecek firmaları bu yüzden kırmızıyı tercih eder.

Sarı ise mutluluk ve neşe gibi hisleri uyandırır. Bunun temelinde gün ışığı algısı var. Güneşli havalarda daha pozitif bir ruh haline büründüğümüz bir gerçek. Genel olarak çay markalarında sarı renkleri görürüz zira çay ile huzuru bağdaştırmak pek zor değil. Ancak sarı geçiciliği de simgeler. Taksileri düşünün... Ayrıca araba kiralama firmaları da bu rengi çok kullanırlar. Yani size “kirala ama geri getir” derler. Bir de fast food restoranları var… Kırmızı logolarıyla iştahınızı açıp size ürünü satarlar; sarı dekorasyonlarıyla da “karnını bir an önce doyur ve masayı boşalt” komutu verirler. Geçicilik algısı yaratmak istemeyen bankalar ise genellikle sarıdan uzak durur.

Mavi güven ve dinginlik rengi anlamına geliyor. Lider özelliği taşıyan firmaların logo ve diğer kurumsal kimlik tasarımında sık sık rastlarız maviye. Ayrıca iletişimin rengi olarak da bilindiğinden sosyal medya şirketlerinin logoları mavi ağırlıklı seçilmiş. Gerçi Facebook’un mavi ağırlıklı olmasının nedeni, kurucu Mark Zuckerberg’in renk körü olması. Kırmızı-yeşil körlüğü olan Zuckerberg’in en net gördüğü renk mavi.

Yeşilin doğayı, canlılığı ve tazeliği temsil etmesi, onu yine gıda üreten ya da doğa dostu bir imaj çizmek isteyen firmaların birinci tercihi haline getirmiş durumda. Bu firmalar sadece logolarında değil başka alanlarındaki reklamlarında da buna yer veriyorlar. Taptaze çay yaprakları daha güzel anlatılamazdı değil mi?

Çok renkli logolar kullanmak, enerjik bir görüntü çizmelerine yardımcı oluyor firmaların. Hedef kitlesinde kadın olan markalar ise pembe tonlarını tercih ediyor. Siyah ile sert ve ciddi bir duruş sergileyen firmalar, beyaz ile temizlik ve sadeliği temsil etmiş oluyor.

Bir de karışım renkler var ki çok daha ilginç yerlere taşıyabiliyorlar konuyu. Mor; kırmızı ve mavinin karışımı olduğundan aynı anda hem sıcaklığı hem soğukluğu simgeleyebiliyor. Kırmızı ile sarının birleşiminden ortaya çıkan turuncu ise hem kırmızının ateşli halini hem de sarının neşeli kısmını barındırıyor. Bu yüzden gençliği hedef alan firmalar turuncudan vazgeçmiyor.

Elbette bu özellikleri sayarak “Siz bu yüzden bu ürünleri kullanıyorsunuz” demek doğru olmaz. Bir insanın bir markayı tercih edişi ve ona uzun süre sadık kalışı, tek bir renk meselesine bağlanamayacak kadar girift bir konu. Ancak firmalar bu alanı da boş geçmez ve işlerini sağlama alırlar.

Renkler, etkilerine bu kadar parasal bakılmadan önce de belirli amaçlarla kullanılıyorlardı. Tarih boyunca farklı medeniyetler renklere farklı anlamlar yüklediler ve bunları gündelik hayatlarına yansıttılar. İlk çağlardan günümüze renklerin kültürel manalarına gelin bir bakalım...

Renkli Kültürler

Her ne kadar renklerin evrensel anlamları olsa da, taşıdıkları anlamlar üretildiği coğrafyanın kültüründen de izler taşır. Bunun için renklerin kültürlerle olan ilişkisine kısaca değinelim…

Renkli kültür dediğimizde aklımıza ilk gelen ülke şüphesiz Hindistan. Hint kültüründe özellikle kırmızı, güç anlamı içerdiği kadar; sağlık, saflık, verimlilik, baştan çıkarma, aşk ve güzellik anlamlarını da barındırıyor. Kırmızı özellikle evli kadınları gösteren bir renk. Evli bir kadın, eline yaktığı kırmızı kınadan ve saçına sürdüğü kırmızı pudradan (Sindoor) anlaşılıyor.

Güney Afrika’da ise durum biraz farklı. Kırmızı burada yas demek. Bayraklarındaki kırmızı ise şiddet ve kurban edilmeyi sembolize ediyor.

Tayland geleneğinde haftanın her günü belli bir renk için ayrılıyor. Pazar günü kırmızı renge ayrılmış ve o gün doğan Suyra adında bir Güneş Tanrısı ile ilişkilendirilmiş. Taylandlılar her yıl Suyra’nın doğduğu gün kırmızı giyerek ona saygılarını yansıtıyorlar.

Çin kültüründe ise şansın rengi kırmızı, yeni yıl zamanı giyilen kıyafetlere yansıyor. Mutluluğu da temsil ettiği için düğünlerde kırmızı kıyafet tercih ediliyor.

Son olarak Türk kültüründe kırmızı; canlılık, hareketlilik, güç, azim ve bağımsızlığın simgesi olarak yer alıyor. Bayrağımızın rengi neticede...

Sarı renkte durum biraz ilginç. Birçok kültür bu renge karanlık anlamlar yüklemiş. Örneğin Fransız kültüründe kıskançlık, ihanet, zayıflık ve tezatlığı ifade ediyor. Almanya’da ise sarı kıskançlığı temsil ediyor. Ayrıca, Amerika’da yüksek rütbeye sahip insanlar için ayrılmış yerlerde sarı hâkim. Bu renk altınla benzerlik gösterdiğinden para, başarı ve nitelikle ilişkilendiriliyor. Ne derler bilirsiniz: “Altın kimdeyse kuralı o koyar.”

Sarının zenginlikle ilişkilendirildiği Mısır kültüründe de altın mumya ve onların mezarlarını boyamakta kullanılmış. Bir noktada onları ölümden sonraki yaşama göndermeden önce matemin de bir sembolü.

Japon kültüründe sarı, 1357 yılındaki Kraliyet Savaşları’ndan bu yana cesaret, zenginlik ve nezaketin simgesi. Bu süre boyunca savaşçılar kıyafetlerinde sarı kasımpatı kullanıyor; bu da Japon hükümdarları ve kraliyet ailesini temsil ediyor. Yani onların cesaretlerinin bir nişanesi.

Tayland kültürü bu konuda biraz daha “şanslı”. Sarı onlar için şansı simgeliyor ve Pazartesi günü demek sarı demek. Bu nedenle birçok Taylandlı o gün sarı rengi tercih ediyor.

Geldik yeşile... Yeşil dünyanın birçok yerinde ortak anlama sahip… Doğa, ekoloji, çevresel farkındalık, ordu ve trafik ışığı…

Birçok Asya ve Doğu kültüründe yeşil yeni ve sonsuz yaşam, yeni bir başlangıç, verimlilik, gençlik, sağlık ve bollukla ilişkilendiriliyor. Meksika, İspanya’dan ayrıldıktan sonra yeşili bağımsızlık rengi olarak tercih etmiş. Ancak Güney Amerika’nın diğer ülkelerinde zengin ormanlık alanları ve ölümü sembolize ediyor. Yeşil renk Türk kültüründe gençliği ve yenilenmeyi simgeliyor. Aynı zamanda tabiatın da rengi…

Mavi rengin anlam yelpazesi oldukça geniş. Batı kültürlerinde mavi melankolinin simgesi; güven ve otoritenin de... Bir diğer bilgi de Çin’den... Hepimiz mavinin erkek rengi olduğunu biliriz ancak Çin’de kız bebeklerin sembolü. Orta Doğu’ya geldiğimizde mavi cenneti, ruhaniliği ve ölümsüzlüğü sembolize ederken, Latin Amerika’da umudun ve sağlığın rengi.

Eski Türk geleneklerinde mavi diğer tüm renklerin önünde. Gök Tanrı’nın rengi olduğundan maviye büyük önem veren Türkler kurdukları birçok devletin bayrağından maviyi eksik etmemişler.

İsterseniz bu noktada renklerin önemini biraz daha spesifik bir noktada değerlendirelim.

İnsan Psikolojisinde Renkler

Renkler üzerinde çalışan birçok uzman, renk tonlarının insanda uyandırdığı hisleri ve buna bağlı olarak hangi aktivitelere yöneldiğini ortaya koyuyorlar.

Sıcak, ateş, kan, aşk, samimiyet, güç, heyecan ve agresiflik gibi kavramları simgeleyen kırmızı; adrenalin salgılatarak kan basıncı ve solunumu arttırır, ani karar alma mekanizmasını harekete geçir. Kırmızının iştah açan bir özelliği olduğunu da düşünürsek yemek ve çikolata markalarının tuzağına düşmemeniz için sizi uyaralım.

Yeşilin üretkenliği arttırdığı biliniyor. Batıda büyük otellerin mutfakları yeşil renktedir. Bunu aşçılarının veriminin artması için tercih ediyorlar. Ayrıca hastanelerin rahatlatıcı ve sakinleştirici etkisinden dolayı yeşili sık kullandıkları biliniyor. Örneğin yapılan araştırmalar yeşilin mide ağrısını azalttığını gösteriyor. Televizyona çıkmadan önce insanların heyecanlarını yatıştırmak için yeşil renkli odalara alınmalarına da şaşmamak gerek.

Siyah tartışmalı bir renk. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, dayanıklılık, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Dekorasyonda pek tercih edilmese de araştırmalar fonda kullanılan siyahın konsantrasyonu arttırdığını da ortaya koyuyor. Ünlü bilim adamı Albert Einstein’ın konsantre olabilmek için siyah perdeli ve gün ışığı almayan bir odada oturduğu biliniyor.

Yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeleyen mavinin etkileri kırmızının biraz zıttı. Tansiyonu düşüren mavi, sakinlik hissi veriyor. Araplar bu renkteki taşların kan akışını yavaşlattığına inandıklarından nazar boncukları mavi. Ayrıca intiharları azaltmak için köprü korkuluklarının maviye boyandığı ve turuncudan maviye döndürülen okul duvarlarının öğrencilerin haylazlığını azalttığı biliniyor. Resmi üniformalar da bu nedenle mavi renkte tercih ediliyor. Polisler neden mavi giyiyor sanıyorsunuz?

Mor karmaşık bir ruh haline yol açıp bilinç altı korkuları tetiklediğinden özellikle hastanelerde kullanılmayan bir renk. Tabii birilerini korkutmak ve sizden çekinmelerini sağlamak isterseniz moru rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengi.

Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir. Parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odanın parlak sarıya boyanması, bebeklerin ağlamasına ve erişkinlerin sinirlenmelerine yol açabilir.

“Hemen kalk, git” diyen Kahverengi

Kansas Üniversitesi Sanat Müzesi’nde ilginç bir deney yapıldı. Araştırmalara göre müze duvarları beyaz olduğunda ziyaretçiler daha yavaş hareket ediyorlar ve müzede daha fazla zaman geçiriyorlardı. Kalabalığın sıkıntı verecek derecede arttığını fark eden yetkililer duvarları kahverengiye boyadılar ve insanların daha hızlı hareket edip müzeden daha çabuk çıkmasını sağladılar.

Bu tespit yapıldığından beri dünyada birçok fast-food restoranında duvarlar, masa ve sandalyeler kahverengi ya da tonlarına boyandı. Amaç yemeği bitirenin hemen kalkması ve yeni müşterinin boş masa bulabilmesi. Siz de misafir sevmeyen birisi iseniz salon takımınızı kahverengi seçmelisiniz.

Kahverengi ile ilgili ilginç iki detay daha…

Kahverengi toprak rengi olduğundan kaybolmanın ve saklanmanın da rengidir. Kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmezler kaybolup giderler. Aynı zamanda karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak, daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağladığından, birinin ağzından laf almak istediğinizde kahverengi müthiş yardımcı olacaktır.

Sizin renginiz hangisi?

Ufak bir test yapmaya ne dersiniz? En sevdiğinizden en sevmediğinize doğru 1’den 8’e kadar bir sıralama yapın. Renkler: Mavi, Sarı, Kırmızı, Yeşil, Gri, Siyah, Mor ve Kahverengi. Sonuçların sadece yüksek olasılıklardan ibaret olduğunu vurgulayalım.

Mavi: Bu rengi birinci sıraya aldıysanız sakin bir yapınız var. Problem ve üzüntüden uzak durmak için her şeyi feda edebilirsiniz. Hayatınız kontrollü ve hedefleriniz belli. Ayrıca mavi sadakat rengidir yani sadık birisiniz. Mavi son sıralarda ise tatminsiz ve sizi sınırlayan şeyleri yıkmak isteyen bir kişiliksiniz. Tekdüzelikten nefret ettiğinizden iş ve aile hayatınızda süreklilik sağlamak zor olabilir.

Sarı: Sarıyı ilk sırada tercih ettiyseniz bu sizin mutluluk ve zevk arayan biri olduğunuzu gösterir. İki, üç ya da dördüncü sırada sarı varsa iyimser birisiniz. Geleceğe umutla bakan, problemleri kafaya takmayan ve kolay endişelenmeyen bir yapınız var. Bu sizin tembel olduğunuz anlamına gelmez; hatta çok sıkı çalışma dönemleriniz olur. Sarı renk sonlarda kaldıysa ümitsiz ve içe kapanmış bir dönemde olabilirsiniz.

Kırmızı: Kırmızı ilk sırada ise enerjik, kazanmak isteyen ve dürtüsel biri olduğunuzu gösterir. Liderlik vasfı ön planda, beklentileri yüksek ve hayatı dolu dolu yaşamak isteyen birisiniz. Kırmızı sonlarda ise bu, macera arzusu düşük biri olduğunuzu gösterir.

Yeşil: Sebatkar, tutucu ve değişime direnç gösteren biri iseniz büyük ihtimalle yeşil ilk sıralarda. Özellikle birinci sırada ise inatçı ve sahiplenicisiniz. Başarma hırsınız had safhada ve kıymetli şeylere sahip olmak, biriktirmek isteyen biri olabilirsiniz. Son sıralarda ise incinmiş, gururunuz kırılmış olabilir. Ayrıca eleştirel, alaycı ve dik başlı biri olduğunuzu da gösterebilir.

Gri: Nötr bir renk olan gri ilk sıralarda ise orta noktayı bulmayı seven birisiniz. Hiçbir yere bağlı kalmak istemeyen, fikir ve duyguları değişken biri olma ihtimaliniz yüksek. Yapan değil izleyen olmayı tercih edebilirsiniz. Griyi son sıraya bırakanlar ise paylaşmayı seven, bir gruba dahil olmaktan hoşlanan, arzulu ve hevesli insanlardır.

Siyah: Kısaca “hayır” demektir. Siyahı ilk sırada seçenler kaderine isyan edenlerdir. İkinci sırada seçenler ise ideali uğruna her şeyden vazgeçebilirler. Kişinin ilk tercihi sarı, ikinci tercihi siyah ise hayatında köklü değişiklikler yapmak üzeredir. Son sırada ise bu, kişinin kaderiyle barışık olduğunu gösterir.

Mor: İç çatışmayı işaret eder. Dürtüleri ile sakin geçinmeye çalışanlar moru ilk sıralara alır. Moru ilk sırada seçen kişi, mistik ve büyüsel arayışlar içindedir. Hayal dünyasında yaşarlar ve realist değillerdir. Mor son sıralardaysa, olgunlaşmış bir yapıyı ve gerçeklerle yüzleşmeyi bilen bir kişiliği gösterir.

Kahverengi: Fiziksel olarak iyilik rengidir. İlk sıralardaysa kişinin kendi sağlığına önem verdiğini gösterir. Bu yüzden kendini fazla dinleyenler kahverengiyi ilk sıralarda tercih ederler. İlk tercihiniz kahverengi ise hayli huzursuz ve endişeli bir yapıya sahipsiniz demektir. İlk üç sırada kahverengiyi seçenler genelde güvenli bir çevre arayışı içindedir. Son sıralarda tercih edenler ise sağlığına pek dikkat etmeyenlerdir.

Spot:

Her ne kadar renklerin evrensel anlamları olsa da, taşıdıkları anlamlar üretildiği coğrafyanın kültüründen de izler taşır.

Yandaki fotoğrafta Hindistan’da nişan merasiminde damat, müstakbel eşinin saçına sindoor (kırmızı toz) sürüp kadının iffetini tasdik ediyor.

Üstteki görsel ise Göktürk bayrağı… Türkler kurdukları birçok devletin bayrağından maviyi eksik etmemişler.