Meşhur Gözler


Kimi gözler parıltısıyla haber verir sahibinin geleceğinden, kimileri bir dönemi değiştirir kökten, kimileri bir fırçanın ucunda hayat bulur, silinmez akıllardan… Kimileri anlatır koca bir hayatın acılarını en derinlerinde, kimileriyse güzelliği anlatır, kalplere girer bir daha çıkmamak üzere… Mitolojinin fantastik karakterlerinden, sinemanın unutulmaz isimlerine ve bir savaşın kalbindeki öksüz bir kıza uzanan hikâyelerin en meşhur tanıklarını sunuyoruz…

Medusa

Mitolojide Gorgolar olarak bilinen üç kız kardeşin tek ölümlü üyesi Medusa’nın, her ne kadar bir canavar gibi anlatılsa da birçok antik kaynakta aslında dünyalar güzeli bir kız olduğu anlatılır. Medusa kendisine âşık olan denizler tanrısı Poseidon tarafından Athena’nın tapınaklarından birine kaçırılmıştır. Bu duruma sinirlenen Athena Medusa’nın saçlarını yılanlara, gözlerini ise baktığı kişiyi taşa çevirecek şekilde lanetlemiştir. Medusa’nın lanetli gözleri, bugün birçok seramik eser üzerinde resmedilmiş biçimde görülebilir. Bu ölümcül gözler zihinlere kazınmış en ünlü gözlerdendir.

http://blog.milliyet.com.tr/medusa-nin-oykusu/Blog/?BlogNo=4911

Mona Lisa

La Gioconda veya La Joconde olarak da bilinen ve ünlü sanatçı Leonardo da Vinci tarafından kavak bir pano üzerine resmedilmiş 16.yüzyıla ait bu yağlıboya portre üzerinde yüzyıllardır süregelen tartışmalar olmuştur. En çok da resimdeki kadının yüzündeki belirsizlik konuşulmuştur. Bu belirsizliğin sebebi genelde ağzı resmedilirken kullanılan asimetrik çizgiyle ilişkilendirilmiş olsa da aslında bu belirsizlik tüm yüzde görülmektedir. Özellikle gözlerine baktığınızda ne hissettiğini anlayamazsınız Mona Lisa’nın. Bugüne kadar sanat dediğimiz her anda karşımıza çıkan bu gözler, bir devri değiştirmiş, yıllar süren tartışmalara sebep olmuştur. Hatta bu tartışmaların Leonardo da Vinci’ye yöneltilen türlü hakaretlere kadar uzandığı görülmüştür.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mona_Lisa

Şarbat Gula

Onu hepimiz “National Geographic Kızı” olarak tanıyoruz. 1984 yılında Pakistan’daki mülteci kampında Stece McCurry tarafından çekilen bu fotoğraf, 1985 yılında National Geographic’in Haziran sayısının kapağında “Afgan Kızı” başlığıyla yer aldı ve bu kocaman yeşil gözler hepimizin zihnine kazındı. Sovyetler Birliği ile Afganistan arasındaki savaş sırasında öksüz kalan Gula’nın gözleri o yıllarda yaşanan her şeyi anlatır nitelikteydi. Öyle ki bu keskin bakışlar, o yıllarda süren Afgan savaşının ve mültecilerin simgesi haline gelmişti.

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Earbat_Gula

Elizabeth Taylor

Henüz çocuk yaşta şöhreti yakaladı. Birçok başarılı filme ve başarısız evliliklere imza attı. II. Dünya Savaşı’nın Amerika’ya sürüklediği bir kız çocuğu iken, Hollywood’un altın çağının büyük oyuncularından birine dönüştü. Kimi zaman karıştığı skandallar, yer aldığı filmlerden daha çok konuşuldu. Ama tüm bunların ötesinde herkesin aklında kalan ortak şey onun “menekşe gözleri” oldu.

http://www.biyografi.info/kisi/elizabeth-taylor

Audrey Hepburn

Roman Holiday’in Princess Ann’i, The Nun’s Story’nin Sister Luke’u… Başarılı oyunculuk kariyeri, göz alıcı güzelliği ve zarafetiyle Hollywood’un değişmez simgelerinden biri o. Eda van Heemstra ya da bilinen adıyla Audrey Hepburn, eşsiz güzelliğiyle hepimizin aklında yer etmiş bir isim olmuştur. İnce yüz hatları ya da ince vücut yapısı bir yana, güzelliğini bu kadar konuşulur hale getiren en önemli nokta hep gözleri olmuştur. Özellikle filmlerinde şaşkınlıkla gözlerini sonuna kadar açtığı sahnelerde herkesi heyecanlandıracak bir etki bırakmıştır.

http://www.biyografi.info/kisi/audrey-hepburn

Türkân Şoray

Memur bir ailenin ilk çocuğu olarak Eyüp’te dünyaya gelen bir kızın, 222 filmle “dünyanın en çok film çeviren kadın oyuncusu” olmasının hikâyesi, kendisini dünyanın en güzel kadınlarından biri yapan o mükemmel gözlerinde saklıdır. Türk sinemasının bir dönemine damga vurmuş olan Türkân Şoray, yalnızca oyunculukla kalmamış, aynı zamanda senaristlik ve yönetmenlik de yapmıştır. İnsanı büyüleyen bakışları, güzelliğine anlam katan en güzel yönü olmuştur hep. Öyle ki, bu gözlerin güzelliği, ev hanımlarının ince işçiliğe dayanan örgü işlerinde bir model olan “Türkân Şoray Kirpiği”’ne ismini vermiştir. UNESCO Türkiye tarafından 12 Mart 2010 tarihinde iyi niyet elçisi seçilmiş olan Türkân Şoray, yıllar süren güzel ve başarılı bir hayatın ardından şöyle söylemişti: "Sevgiyle yapılamayacak bir şey yoktur diye düşünüyorum. Gücü sevgiyle birleştirirsek, birçok sorunun üstesinden gelebiliriz."

http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A2n_%C5%9Eoray

Sophia Loren

KLEOPATRA’YI HAYATA DÖNDÜREN GÖZLER

Cleopatra karakterini barındıran bir film çekmek istiyorsanız, gerçekten eşsiz güzellikte gözleri olan biriyle çalışmanız gerekir. Böyle gözlere sahip birini bulmaksa biraz zor olabilir. Fakat dönemin kült filmlerinden Two Nights With Cleopatra’nın yönetmeni Mario Mattoli için bu hiç de zor olmadı. Çünkü 1953 yılında çekilen Aida’da zarafetiyle herkesi büyüleyen 19 yaşındaki Sofia Villani Scicolone, sanki Cleopatra olmak için doğmuştu… Kariyerine bir BAFTA ödülü, bir Oscar ve bir Altın Küre sığdıran ve adını Sophia Loren olarak değiştiren oyuncu, güzelliğini tekrar belgelemek isteyen Pirelli’yi kırmayarak 72 yaşında Pirelli takviminde dahi yer aldı. 

Charlie Chaplin

ŞARLO EFSANESİ

Melon şapka, dar bir frak ceket, bol pantolon, büyük ayakkabılar, bıyık, baston ve elbette o büyük sinema dehasının zihninin derinliklerini açığa vuran sürmeli gözler… Adını bir müzikhol oyuncusu olan babası Charles Chaplin’den alan Charles Spencer Chaplin, 1914’teki ilk filmi Making A Living’in ardından Kid Auto Races in Venice filmindeki Şarlo tiplemesiyle kazındı zihinlere. “Zenginlerin bakış açısından çizilmiş bir yoksul tipi” olarak tanımlanan ve Chaplin’in “Küçük Adam” dediği Şarlo karakteri, 1917’deki Easy Street filminden başlayarak 1952’deki Limelight filmine kadar ön planda oldu ve her filmde dönem koşulları için imkânsız görülen mizansenleri, koreografileri ve akrobatik hareketleri başarıyla sergiledi. Oldukça hareketli ve spekülasyonlarla dolu hayatının son dönemlerini İsviçre’de geçiren ve 86 yaşında şövalye unvanına layık görülen Charlie Chaplin, ilk sesli filmi The Great Dictator’ın final sahnesindeki monoloğuyla olduğu kadar anlamlı bakışlarıyla da zihinlere kazındı.