BOYUTLARI OYUNCAĞI YAPAN DAHİ:PABLO PICASSO


“Lapiz!”*

 İnsanlık tarihinin gördüğü en üretken, en farklı sanatçılarından biri. Guinness rekorlar kitabına göre 13.500 resim, 34.000 kitap resmi ve 300 heykel üretti. Ve bunların hepsini Azrail ile uğraşırken yaptı. Picasso’nun ki ölüm ile yaşamın, huzur ile hüznün harmanlandığı, eşsiz bir yaşam serüveni.

19.yüzyılda gözlerini açtı dünyaya, 20. yüzyıla damgasını vuracak olan deha. 25 Ekim 1881 tarihinde ilk defa ölümle yüz yüze geldi, bu son karşılaşma da olmayacaktı tabii ki. Picasso doğum esnasında öldü zannedilip, tüm ilginin annesi üzerine kaydığı sırada dikkatli bir doktor olan amcası Don Salvador’undokunuşuyla Azrail’i alt etti. Bu doğumdan 3 sene ve 6 sene sonra birer kardeş daha katıldı aileye. Picasso’nun ailesinde bolca sanatçı, ressam bulunuyordu. Öyle ki Picasso’nun ilk sözcüğü İspanyolca kalem anlamına gelen “Liz” olmuştu. Çok küçük yaşlarda kalem ve kâğıdı dost edinen Picasso, resim öğretmeni olan babasından resim sanatının temelini öğrenmekteydi. Picasso henüz 13 yaşındayken Azrail ile olan randevusu tazelenmişti, bu sefer davetli Picasso değil difteri sebebiyle hayatını kaybeden kardeşi Concepcion’du. Dünyaya ve sanata bakış açısının şekillenmesinde bir köşe taşıydı bu kayıp.

İlk kaybını verdiği 13 yaşında, ilk zaferini de kazanmıştı Picasso. Çalışmaları beğeni toplamaya başlamıştı. Yaptığı güvercin resmi babasını öyle etkilemişti ki; tüm araç gereçlerini Picasso’ya verip resim yapmayı bırakmıştı. Bu yaşananlardan bir sene sonra Barselona’da bulunan ve tanınmış bir okul olan Llotja Sanat Enstitüsü’ne kabul edildi Picasso. Barselona’da o yıllarda sanata burjuva sınıfı hâkimdi. Picasso yeteneği sayesinde tanınmış pek çok sanatçıyla tanışıp, vakit geçirdi. İlerleyen yıllarda sanat dilini etkileyecek olan Carles Casogemos ile de bu çevrede tanıştı. Daha çıraklık döneminde Barselona’nın en ünlü ressamları arasına giren Picasso, Madrid’e taşınıp İspanya’nın en tanınmış sanat okullarından birine girdi. 1900 yılında ilk sergisini açtı ve Paris’e ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Son görüşmelerinden bu yana 6 sene olmuştu, belki de unutmuştu onu Picasso. Azrail’in onu unutmadığı bir gerçekti. En yakın arkadaşlarından biri olan Carlos Casagemas için uğramıştı bu sefer. Casagemas’ın intiharı Picasso’nun “Mavi Dönem” olarak adlandırılacağı, duvarları hüzünden, pencereleri melankoliden oluşan kasvetli bir döneme girmesine sebep olacaktı.

Seated Woman, 1937

8 Ocak 1927 yılında Picasso ile tanıştı Marie-Thérèse Walter. Bu tanışma bir yasak aşkı doğurdu. Picasso o sıralar ilk karısı olan, Rus balerin Olga Khokhlova ile birlikteydi. Picasso ve Marie-Thérèse Walter’ın yasak aşkı 1935 yılına kadar Olga’dan gizli olarak sürdü. Olga bu ilişkiyi öğrendi ve Picasso’yu terk etti, aynı sene içerisinde Picasso ve Marie’nin “Maya” adında bir kızı oldu. Bu ilişki Picasso’nun bir sonraki aşkına kadar sürdü, Dora Markovic’e kadar. Marie bir gün Picasso’nun stüdyosunda Dora Markovic ile karşılaştı, Picasso’ya “İkimizden birini seç.” dedi. Marie’nin aldı cevap ise şaşırtıcıydı;” Dövüşün, kim kazanırsa onu seçeceğim.” İki kadın güreşmeye başladı…

Portrait of Dora Maar, 1937

1936 yılında genç bir fotoğrafçı girdi hayatına Picasso’nun, gerçek adı Dora Markovic olan. Picasso’nun tuttuğu bir evde, Paris’te yaşamaya başladı. Picasso ile aralarında çok güçlü bir bağ vardı, bu bağ ikisinin sanatını da etkiliyordu. Öyle ki Picasso’nun ölümsüz eseri “Guernica” da bir parça Dora Maar dokunuşu dahi vardı. Picasso’nun hayatına girmiş, katkıda bulunmuş pek çok kadından biri olan Dora Markovic’in ağzından Picasso ile alakalı ilk tanıştığında şu sözler dökülecekti ; “Önce Picasso, sonra Tanrı.”  Ayrıldıktan sonra Cafe de Flore karşılaştıklarında ise “Sen hayatın boyunca kimseyi sevmedin, nasıl sevileceğini de bilmiyorsun.” Dora Picasso’nun tablolarında karanlık ve acı içindeyken, Marie parlak ve sarışındır. Bu, Picasso’nun bakış açısıyla ardı ardına gelmiş iki aşkın betimlemesi olarak düşünülebilir.

The Soup, 1902

Saint-Lazare kadın hapishanesine yaptığı ziyaretler sonrası edindiği tecrübeler, bu eserin ortaya çıkmasında büyük rol oynadı. Küçük bir kız yaşlı bir kadından çorba mı alıyor yoksa yaşlı kadına çorba mı veriyor? Bu sorunun cevabı sadece Picasso’da gizli fakat bir gerçek var ki eserin ortaya çıkmasında en önemli deneyimlerden biri o dönem kadın cezaevinde açlıktan ölen mahkûmlar.

Mavi Dönem ( 1901 – 1903 )

Bu dönemde yaşadıkları ve tecrübeleri, yıllar sonra Picasso’nun şu sözleri söylemesine neden olacaktı: “Yaratıcılığın baş düşmanı, iyi hissetme dürtüsüdür.” Bu söz, bu dönemin bir özetiydi.

Picasso, mavi döneminde çocukluk yıllarından beri en sevdiği renk olan, gökyüzünün ve denizin temsili, huzur verici maviyi; ölümü, yaşlılığı, fakirliği en gerçek haliyle ifade edebilmek için kullanacaktı. Azrail ile yapılan ilk karşılaşmayı kazanarak hayata tutunduğunu düşünmüştük ama art arda gelen iki büyük kayıp belki ilk karşılaşmayı galibiyetten öte mağlubiyete dönüştürmüştü. Yaşamın tüm acısını ve acımasızlığını tuvale kendine özgü tarzıyla döktü Picasso. Yeri geldi tuval yetmedi, ilk heykellerini yapmasına sebep oldu bu iç daraltıcı ruh hali. Bu dibe vuruş, kaderin bir cilvesi olarak sanat camiasında yükselmesine neden oluyordu. Yaşadığı çağın en büyük sanatçılarından biri olan Rodin’in eserlerini görmesi Picasso’nun yaşamına ve içinde bulunduğu duruma yeni bir boyut kazandırdı. 1904 yılında Paris’e yerleşmesiyle beraber bu acı dolu dönem yerini bir geçiş dönemi sayılabilecek Pembe Döneme bırakıyordu.

Picasso’nun Mavi Dönemde verdiği önemli eserler: Woman with Bangs (1902), La Vie (1903), Portrait of Angel (1903), The Tragedy (1903),

Woman with Folded Arms, 1901–02

Saint – Lazere hastanesinde intihara teşebbüs etmiş, fakat başarılı olamamış bir kadının tablosudur. Kadının çaresizliği kollarını bağlamasından, umutsuzluğu ise bakışlarındaki donukluktan anlaşılabilir.

The Tragedy, 1903

Bir ailenin aldığı acı bir haber sonrasındaki anı gözler önüne serer. Ortada açıkça bir trajedi vardır, eğik boyunlar, çocukluk ve yaşlılık aynı karede.

Portrait of Angel Fernandez de Soto, 1903

Angel Fernandez de Soto, Picasso’nun mavi dönemindeki bar arkadaşlarından biridir. Absinthe içip, tütün saran bu adam her zaman Picasso’ya ilham verdiği söylenir. Daha sonralarda İspanyol iç savaşında ölmüştür.

Family of Saltimbanques, 1905

Pembe dönemde çıkardığı en değerli eserlerden biri olarak değerlendirilir. Mavi dönemdeki melankolik ve hüzünlü hava kendini biraz hafifletmiş, metaforik bir hale dönüşmüştür. Sirk çalışanlarından oluşan bir aile gibi görünse de, palyaço Picasso’yu temsil etmektedir. Elinden tuttuğu küçük kız ise genç yaşta kaybettiği kız kardeşi, Conchita’dır. Öldüğü yaştan itibaren yaşı hiç büyümemiş resmedilmesi ise ölümsüzleştirme isteği olarak yorumlanır.

Pembe Dönem ( 1904 – 1906 )

Havada hala hüznün kırıntıları vardı, fakat daha hafiflemişti. Paris’e yerleşmesiyle beraber atmosfer değişmiş, depresyondan çıkış ufuktaydı. Daha sonralarda büyük üne kavuşacak Max Jacob ile tanışmış ve onunla yaşamaya başlamıştı. Eserlerinin ana rengi olan mavi yerini pembe, gri ve kahverengine bıraktı. Renk artık onun için en önemli şey değildi, biçime önem vermeye başlamıştı. Bu dönemin eserleri bolca çizgi ve desen barındırır. Picasso’nun yeni kahramanları sirk insanlarıydı, cambazlar ve palyaçolar. Kendini sembolize eden “d’Arlequin” adında bir karakter ve bu karaktere bir ailede yaratmıştı. 1905 yılında verdiği “Family of Saltimbanques” tablosu bu aileyi resmetmektedir. Bu kahramanların hüzünlü tarafıyla resmeden Picasso’nun en pahalı tablosu da bu döneme aitti. Verdiği eserler adeta kübizmin habercisiydi. Geometrinin ve geometrik şekillerin bolca bulunduğu eserlerin hâkim olduğu bu dönemde, şöhreti resim sanatını aşıp heykel ve gravür alanında da duyulmaya başlamıştı. Pembe dönemin son yılı 1906’da, eserlerinde kendini ifade eden d’Arlequin karakterinin öldüğü bir eser verip, bu dönemi bitirmiştir.

Picasso’nun Pembe Dönemde verdiği önemli eserler: Family of Saltimbanques (1905), Acrobate à la Boule (1905), Garçon à la pipe (1905). La Mort d'Arlequin (1906)

The Actor, 1904

Picasso’nun pembe döneminde ilk eseridir. Sıcak tonları geçiş hafif hafif başlamıştır. Sirkte çalışan bir aktörün provasını gösteren eser, soyut bir arka plana sahiptir. Aktörün zihnindeki prova görüntüsü resmedilmeye çalışılmıştır.

Young Acrobat on a Ball, 1905

Top üstünde cambazlık yapan bir akrobat, onu izleyen bir seyirci ve uzaklardaki anne kız. Küçük kız hariç herkesin elbisesi mavi, hala mavi dönemin izlerini taşıyan bu renk seçimi bize dönemin başı olduğuna dair ipuçları vermekte. Uzaktaki küçük kız ise pembe bir elbiseye sahiptir. Sosyalleşme ve eğlencenin ön planda olduğu bir anlatımdır.

Death of Harlequin, 1906

Harlequin, sirk ailesinde Picasso’yu sembolize eder.  Bu tablo hastalıktan yataklara düşmüş, ölümü yakın olan Harlequin’ni bizlere sunar. Tablo pembe dönemin son tablosu olmasıyla pek çok şeyi ifade eder. Yenilenmiş bir Picasso’nun habercisidir bu eser.

Kübist Dönem (1907 - 1911)

Çağına damgasını vuracağı, Picasso ile özdeşlesen akımın başlangıcı gelip çatmıştı. Gelişim ivmesi ve üretkenliği git gide hızlanacak ve artacak, kendini tüm zamanların insanlarına kanıtlayacaktı. Bu dönemin başında Picasso resimlerini çok yakın arkadaşları dışında hiç kimseye göstermiyordu. 3 boyutlu nesneleri 2 boyutlu tuvale en gerçek şekilde aktarmaya çalışırken, insan anatomisini olduğundan farklı şekilde ifade etmeye başladı. Yaptığı portrelerde kullandığı teknik, hem profilden hem de cepheden bir görünüşe yer vermesi, alışılmışın dışında eserlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Yakın arkadaşı Georges Braque ile birlikte başladığı bu dönemde, ikisinin eserlerinin birbirinden ayırmak çok zor oluyordu. Takvim 1910 yılını gösterirken teknik gelişti, estetik ilerledi ve “Analitik Kübizm” adının verildiği bir boyuta taşındı. Analitik kübizm dönemi nesneyi taklit etmekten öte gerçeğini yansıtmaya yönelik bir anlayışa sahipti. Bu gelişim ve evrim yoluna hızla devam ediyordu. Sıradaki durak “Sentetik Kübizm” idi. Sentetik kübizm ise gerçek dünyayı gerçeküstü bir anlatımla tuvale aktarma ve küçük detayların büyük yer kapladığı bir anlayışla ortaya çıktı.

Picasso’nun Kübizm Döneminde verdiği önemli eserler: Girls of Avignon  (1907), Girl with a Mandolin (1910), Man with a Pipe (1915),

Analitik Kübizm Dönemi önemli eserleri: Portrait of Ambroise Vollard (1910), The Accordionist (1911)

Sentetik Kübizm Dönemi önemli eserleri: Guitar and Violin (1912) Bottle of Suze (1912),

Girl with a Mandolin, 1910

Picasso gri tonlarının ağırlıkta olduğu bu eseri, Paris’te mandolin dinlediği bir kadından ilham alarak ortaya çıkarmıştır. Müziğin etkisini kadının çevresini deforme ederek ifade eden Picasso, objeleri 3 boyuta taşıma tarzının sınırlarını zorlamaktadır.

The Girls of Avignon, 1907

Bu dönemin en önemli eserlerinden biri “Avignonlu Kızlar”dır. Kübizm ve modern sanatın doğuşunu simgeleyen bu eser Avignon’daki genel evde yer alan 5 kadını ifade eder. 890 taslak ile başlanan bu eser pek çok kez form değiştirip son halini almıştır. İnsan anatomisindeki, suratlardaki deformasyon en üst düzeydedir. Güneş ışığı görmeyen bir bodrum katında ortaya çıkan bu eser, ilginç bir dönemin müjdecisiydi.

Bull’s Head, 1942

İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılmış bu eser, bir bisikletin direksiyonu ve koltuğundan ortaya çıkmıştır. Picasso, İspanyol kültüründe büyük bir yeri olan boğayı pek çok eserinde metafor olarak kullanmıştır.

Seated Nude, 1909-1910

Analitik Kübizm döneminde ortaya çıkan bu eserde kullanılan teknik bir ilkti. Boşluğu dahi üç boyutla aktarmaya çalışan Picasso, subjenin vücudunu bulanıklaştırıp, atmosfere önem vermişti. Subje eserin merkezi olmaktan öyle uzaktadır ki, bir suratı bile yoktur.

Harlequin with Violin, 1918

Harlequin bahsettiğimiz gibi pembe dönemdeki eserlerinde Picasso’yu temsil etmektedir. Yapım yılı Picasso’nun ilk karısıyla tanıştığı dönemlere denk gelen bu eser pembe dönem Harlequin karakterinin kübist döneme aktarılmış halidir.

Three Musicians, 1921

Sentetik Kübizm dönemini en iyi ifade eden eserlerinden biridir. “Üç Müzisyen” 2 metreden uzun ve geniş bir tuvalde çalışıldı. En solda klarnet çalan, ortada gitar çalan, en sağda da şarkı söyleyen bir üçlü, masanın altında saklanan bir köpek ve onun gölgesi… Sayısız küçük detayı barındıran bu eser, Picasso’nun sırlarla dolu zihninin sadece küçük bir parçası.

Guernica: Picasso’nun Zihnindeki Savaş ve Yıkım

Savaşın getirdiği yıkımla teknolojik terörü ve toplumsal çöküşü eserlerine işlemeye başladı. Bir süreliğine kübizmi terk edip, klasik anlamda eserler vermeye başladı. Jean Cocteau ile birlikte Roma’ya yerleşti. 1930’lu yıllara kadar özel hayatında yaşadığı iniş çıkışların etkisi altındaydı, evlilikler, çocuklar ve boşanmalar. Hatta bir mektubunda bu dönem için “Hayatımın en kötü dönemi” diye bir not düşmüştü. İspanya’da ortaya çıkan sürrealizm, uzun zamandır hissetmediği heyecanı hissettirmeye başlamıştı. Heykel ve gravür atölyesini de bu dönemlerde açtı. Almanlar tarafından bombalanan Guernica’dan ilham alıp 1937 yılında bitirdiği tablo, belki yüzyıllar boyu konuşulacak derinlikteydi. Alman bombardımanını sembolize eden bu tablo içerisinde savaşın beraberinde getirdiği en aşağılık, en acımasız duyguları da ifade ediyordu. Bu tablo Picasso ve bir Alman komutan arasında şöyle bir hikâyenin oluşmasını da sağlamış. Picasso atölyesinde Guernica adlı eseri tamamlamak üzereyken içeri giren bir Alman komutan eseri uzun süre inceledikten sonra Picasso’ya yönelip “Bu resmi siz mi yaptınız?” diye sorar. Picasso’nun cevabı ise eseri kadar derindir; “Hayır, siz yaptınız.”

Guernica Picasso’nun en ünlü eseri olarak değerlendirildi. İspanya’nın o günlerdeki siyasi havasından memnun olmayan Picasso eserinin uzun yıllar boyunca ülkesinde sergilenmesine izin vermedi.

Hayatı boyunca savaşa ve ölüm içeren her şeye karşı duruş sergilemiş, tasarladığı güvercin barışın simgesi hale gelmişti. Savaş ve ölümden ne kadar nefret etse de, peşini bir türlü bırakmıyordu. Kapı çalıyordu, gelen Azrail’di. Hitler’in siluetine bürünmüştü bu sefer. Picasso’nun yakın arkadaşı, Yahudi olan, Max Jacob’un yakasındaydı elleri. Dördüncü görüşmeydi belki de alışmıştı artık Picasso. Max Jacob hayatına bir toplama kampında veda etti. Buy olay sonrası Picasso Güney Fransa’da gözlerden uzak yaşamaya başladı.

Bir Serüvenin Sonu

Sayısız eser vermişti Picasso, üretkenliğin, yaratıcılığın adeta sınırlarını zorluyordu. Yaşarken değeri bilinmiş nadir sanatçılardan biriydi. 8 Nisan 1973’te gözlerini hayata gözlerini yumdu. Malaga, İspanya’da başlayan hayat serüveni Mougins, Fransa’da son bulmuştu. Yaşamı boyunca verdiği eserler ve hayat tarzıyla ölümsüzlüğü yaşarken yakalamıştı. Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş, adına kitaplar, filmler yapılmış bir deha, Picasso.